Bir Günlük Kiev Gezisi

Bir Günlük Kiev Gezisi

Ehh yaklaşık 3 aydır kıçım yer görmeyince, uzun zamandır ihmal ettim blog olayını. Yazamadım ama bol bol gezdim, güzel konserlere gittim. Gezdiğim, gördüğüm, yediğim, içtiğim benim olsun. Anlatabildiklerim de sizin…Üzerinden zaman geçmiş olsa da 1 günlük Kiev seyahatini yazayım dedim… Eee o zaman haydi buyrunuz..

Bir iş seyahati sebebiyle Temmuz sonunda 1 günlüğüne Kiev’deydim. Ukrayna’nın başkenti Kiev’in beni şaşırttığını söylemeliyim. Belki beklentim çok düşüktü ya da gerçekten hakkında çok az şey biliyordum. Sebep ne olursa olsun iş seyahati olmasaydı kesinlikle seyahat planıma almayacağım bir şehirdi Kiev. Taa ki görene kadar.

Meğer ne enteresan memleketmiş, ne güzel, ne yeşil, ne huzurluymuş… İstanbul’dan yaklaşık 2 saat süren uçak yolcuğunun ardından bir başkente yakışmayacak küçüklükteki Borispol Havaalanı’na iniyoruz. Gitmeden hava durumunu kontrol etmiş de olsam, havanın bu derece sıcak olacağını-yaklaşık 34 C- beklemiyorum. Havaalanına girdiğimizde askeri uniformalı görevlileri görünce ilk olarak askeri havalanına gelmişsiniz gibi bir izlenim oluşabilir. Ama endişelenmeyin şehre indiğinizde göreceğiniz park görevlilerinin uniformasında bile apolet var 🙂 O yüzden bu bi süre sonra size normal gelmeye başlayacak.

Bu arada ufak bir not 1 Ağustos itibariyle Ukrayna- Türkiye arasında karşılıklı olarak vizesiz seyahatler başladı. Vizesiz gidebileceğiniz nadir eli yüzü düzgün olan şehirlerden biri Kiev 🙂 Bu nedenle uygun kampanyaları yakalarak Kiev’e kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim.


Beraber gittiğim misafirimin vizesi olmadığı için ve gittiğimiz tarihte henüz vizesiz seyahat uygulaması başlamadığı için yaklaşık bir 45 dk. havaalanında beklemek zorunda kalıyoruz. Seyahat etmeden önce bir seyehat firması aracılığıyla 50 USD karşılığında sarı voucher almanız gerekiyor. Bu sarı voucherı da havaalnındaki yetkililere, bir form ve 35 USD ile birlikte veriyorsunuz. Aslında havaalanında vize ücreti 30 USD. Ama pasaportları toplayan görevliler de kendi avantalarını almayı ihmal etmiyorlar. Artık bu uygulama yok elbet ama böyle de gereksiz bir ayrıntı vermiş olayım.

Vize işlemlerini tamamladıktan sonra, bizi almaya gelen araçla Premier Palace’a gidiyoruz. Yolları epey geniş. Emniyet  şeridi ile birlikte 5 şerit, gidiş ve gelişle toplam 10 şerit olan yollar, ilk etapta bir Amerika havası verse de, binalar sebebiyle Berlin’i anımsatıyor. Şehre doğru ilerledikçe eski binalar da karşımıza çıkıyor. Otelimiz Kiev’in en meşhur caddesi Kreschatik’e çok yakın. Eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez misafirimle şehri keşfe çıkıyoruz. Öğlen sıcak iyice bastırmış. İstikametimiz St. Sophia kilisesi. Ama önce birşeyler yememiz gerek.

Yol üzerinde Volodymyrs’ka Cad. üzerinde ufak bir parkın içerisinde bulunan Opanas adlı mekana gözüme ilişiyor. Misafirim de yeri onaylayınca içeri giriyoruz. Zira dışarda durulacak gibi değil. Neyse ki içeride klima var ve rahat rahat yemeğimizi yiyoruz. Restoranda tipik Ukrayna mutfağından yemekler var. Domuz ağırlıklı dememe gerek yok sanırım. Ben “Mushroom soup with dumpling in the crust bread”, “Duck in fire” ve sonrasında “Ukranian Honey Cake” söylüyorum.

Çorba gerçekten çok lezzetli, ördek de altında ananas, portakal ve reçel olmasa güzel olabilirmiş. Tatlı ve tuzluyu aynı anda yiyemeyen bir insan olarak etleri bir kenara, meyveleri ve marmelatı bir kenara ayırmak zorunda kalıyorum. Ama tabi zevk meselesi, mutlaka beğenenler olacaktır. Sonradan öğreniyoruz ki bu restorant Kiev’deki en iyi restorantlardan biriymiş.

Yemeğimizi yedikten sonra, elimize harita ile yola koyuluyoruz. Okuyanlar yürüme konusundaki psikopatlığımı pek iyi bilir (Gerçi kaç kişi okuyor ondan da emin değilim ya :). Durmadan 6 saat yürüyebilen bir insanım ben. Bu kez misafirim var ama neyse ki o da uyumlu bir insan, bana ayak uyduruyor.

St. Sophia kilisesine varıyoruz. Bu kilise Kiev’in eski kiliselerinden biri, 1037 yılında yapılmış. Ayrıca UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi arasında yer alıyor. Bizim Ayasofya Kilisesi’nden geliyor ismi de. İçeriye giriş 50 grivna. Vaktimiz olmadığından, bir de pek ilgimizi çekmediğinden içeriye girmiyoruz. Geniş meydanında fotoğraf çekip, Volodymyrs’ka Cad. üzerinde dümdüz yürüyerek St. Adrew kilisesine gidiyoruz. Burası da St. Sophia kilisesin ufağı. Benzer ortodoks kilisesi. Giriş ücretsiz. Ufak bir tur attıktan sonra kilisenin arka tarafındaki parka geçiyoruz. Parkta biraz yürüyüş yaptıktan sonra, 2 grivna vererek teleferikle Dnipro nehir kenarının olduğu tarafa geçiyoruz.

(St. Sophia Kilisesi)

(St. Adrew Kilisesi)

Nehir kenarında bir yürüyüş yapıyoruz. Ancak nehir turu yapan tekneler dışında pek birşey yok. Ayrıca nehrin de kahverengi olduğunu düşürsek, nehir kenarına inme kısmını çok tavsiye edemeyeceğim.

(Dnipro Nehri)

Bu yürüyüşten sonra epey yoruluyoruz ve akşam yemeği için otelimize dinlenmek için geri dönüyoruz. Ekiple akşam buluşup, Maidan Nezalezhnost’ta bulunan Warsteiner’a gidiyoruz. Burası Kiev’in önde gelen publarından biri. Biralardan Warsteiner içebileceğiniz gibi, Guinness ve Erdinger de olan biralardan. Fiyatlarının da yüksek olduğunu ayrıca belirteyim. Yemekleri ise ortalama.

Ertesi gün ise yine uzun bir yürüyüş turu bizi bekler. Sabah kahvaltımızı yapar yapmaz, otelden parklar bölgesine geçiyoruz. Burası içinde birçok parkın bulunduğu, Kiev’in en büyük yeşil alanlarından. Turumuza önce Khreschatyi Park’la başlıyoruz. Mariinsky Parkı’nın batı kısmında yer alıyor. Parkın hemen girişinde “Friendship Arch” bulunuyor (bkz. alt resim). Gökkuşağını andıran anıt, 1982 yılında Kiev şehrinin 1500. kuruluş yıldönümü ve Eski Sosyalist Soveyetler Birliği’nin 60. yılı anısına yapılmış. Khreschatyi Park’tan Mariinsky Park’a geçiyoruz. Parkın başlangıcında 1957 yılında II. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden isimsiz askerler anısına yapılmış, The monument to eternal glory anıtı bulunuyor. Girişten girmeyip, girişin sol tarafından parkın içerisine girerseniz muhteşem Kiev manzarasıyla karşılaşırsınız.

(Friendship Arch)

(The monument to eternal glory)

Fotoğrafı çektikten sonra “Monument to the millions of victims of the Great Famine”in olduğu yere doğru yürümeye başlıyoruz. Anıt, 1932-33yılları arasında Soveyetler Birliği tarafından yapılan suni kıtlıkta -diğer adıyla Holodomor katliamı/soykırımı- ölen milyonlarca insanın anısına yapılmış. Alt kısmında ise küçük bir müze bulunuyor.Yürürken parkın içinde aynı anda 4 gelin ve damat görmem sebebiyle İstanbul’daki Fenerbahçe Parkı’na benzetmemi her halde yadırgayan olmaz.

(Monument to the millions of victims of the Great Famine)

(İşte kanıt: Gelin ve damat)

Park turumuzu tamamladıktan sonra Lavra’ya geçiyoruz. Giriş 10 grivna. 1051 yılında yapılan manastır, Doğu Avrupa’da Ortodoks Kilisesi’nin merkezi. UNESCO Dünya Miraslarını Koruma listesinde bulunan manastır, aynı zamanda Ukrayna’nın 7 harikasından biri. Manastırın bahçesinden de yine geniş Kiev manzarasını izleyebilirsiniz. Aynı zamanda uzaktan The Monument of Motherland’ı görebilirsiniz. Pechers’ky Landshaftny Park’ın içinde bulunan anıtla birlikte bir de II. Dünya Savaşı Müzesi var. Misafirim çok yorulduğu için gidemediysem de aklımın fena halde müzede kaldığını itiraf etmeliyim.

(The Monument of Motherland)

(Lavra)

Burada kısa bir tur attıktan sonra manastırın hemen yanında bulunan ve klasik Ukrayna mutfağından yemekler yiyebileceğiniz La Coupole’e gidiyoruz. (Adres: 23 Yanvarskogo Vosstaniya st) Güzel bir soğan çorbasıyla Roast by Kiev söylüyüorum ve afiyetle yiyorum. İki kişi yaklaşık 250 grivna ödüyoruz.

Öğle yemeğinden sonra artık toplantı vakti ve sonrasında Kiev’e veda. Toplamda 1 gün süren bu kısa ziyaret elbette yetmiyor. Belki önümüzdeki sene bir ufak tur daha yaparım…

Bol bol gezmeniz ve tozmanız dileğiyle, şimdilik esen kalın….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir