ROMA’DA BIR GÜN

ROMA’DA BIR GÜN

ROMA’DA BIR GÜN

Bundan tam 4 yıl önce Verona’da yaşayan İtalyan arkadaşımı ziyaret etmek ve 30. yaş günü kutlamak için Verona’ya gitmiştim. Hazır Verona’ya gitmişken de yakın olan Floransa ve Venedik’i görebilecek, dönüş yolunda 1 gün de olsa Roma’ya uğrayabilecektim. Alitalia’dan biletimi almış, tüm hazırlıklarımı da tamamlamıştım.

İlk kez tek başına çıkacağım bu yurtdışı seyahati için pek bi heyecanlıydım o günler. Alitalia’nın Roma aktarmalı uçağıyla Verona’ya gittim. 1-2 günlük Verona ziyaretinden sonra, tek başıma trenle günü birlik Floransa ve Venedik’e gitmiş, hayran kalmıştım oralara. Seyahatimin son günü ise yine Alitalia’nın sabah 6 uçağıyla Roma’ya uçacak, aynı gün gece 22 uçağıyla İstanbul’a dönecektim. Elbet bu kadar az bir zaman Roma’ya yetecek değildi ama yine de az da olsa Roma’yı görmek istiyordum.

O gün sabah havaalanına gittiğimizde Alitalia’nın uçak seferlerini iptal ettiğini ve İstanbul’a sabah tek bir sefer düzenleyeceği öğrenmiş ve çok üzülmüştüm.

Aradan yıllar geçti ve bir fırsat yakalayıp haftasonu 1 günlüğüne Roma’ya gittim. 2800 yıllık bir şehir için elbet 24 saat yetmez, ancak benim gibi hiç durmadan 6 saat yürüyebiliyorsanız, şehrin en önemli noktalarını rahatlıkla görebilirsiniz.

İşte size 24 saatlik Roma gezisi ayrıntıları…

Günlerden 5 Mayıs Cumartesi. İstanbul’da hava sıcak. Ama hava durumu Roma için şiddetli yağış gösteriyor. Beni mi buldu diyorum. Sadece 1 gün için yapılır mı bu bana?!! Tüm haftayı 23C geçiren Roma, benim gelişime o kadar seviniyor olmalı ki, hafta sonu sevinçten göz yaşlarıyla beni karşılamak istiyor diye düşünüyorum. Hava durumu nedeniyle mont, kazak ne varsa alıyorum yanıma.

Öğlen uçağıyla yolculuk başlıyor. Saat 14 gibi Roma’ya iniyorum. Otele metro yerine taksiyle gitmeye karar veriyorum. İstanbul taksicileri gibi ünlü olan Roma taksicilerinden korkmuyor değilim. Ancak havaalanı çıkışında bi taksi bankosu görüyorum ve gideceğim yer için taksi ücretinin ne kadar olduğunu öğreniyorum. Siz de taksi ile gitmek isterseniz mutlaka bu bankodan bilgi alın ve havalanı taksileri dışında bir taksiye binmeyin. İlgili kişi şehir merkezine gdişin 40 EUR olduğunu söylüyor. Havaalanı’ndan çıktığımda güneş göz kırpıyor. Roma bana güzel bir sürpriz yapıyor 🙂 Saat 15:30 gibi Hotel Fellini’ye varıyorum. Burası Piazza Barberini bölgesinde, Barberini meto istasyonuna ve Aşk Çeşmesi’ne yürüyerek 5 dk. uzaklıkta, mükemmel konumda olan bir otel.

Valizi odaya atıp, fotoğraf makine mi alıp vakit kaybetmeden fırlıyorum. Otel resepsiyonundaki görevliye sadece 24 saatim olduğunu söylüyorum ve görmem gereken en önemli yerleri haritada işaretlemesini rica ediyorum. 1 günde bitirmeniz zor ama ben yine de işaretliyim diyor 🙂 Nasıl bi manyak olduğumu bilmeden!

Barberini metro istasyonundan 1 EUR’ya tek yön metro kartı alıp Collesium’a gidiyorum. Yaklaşık 10 dk. sırada bekledikten sonra 12 EUR verip biletimi alıyorum ve içeri giriyorum. Collesium’un M.Ö 72 yılında inşası başlamış ve M.Ö 80’de tamamlanmış bir arena. Dünya’nın yedi harikasından biri olan Collesium’da meşhur gladyatör dövüşlerinin yanında, halk gösterileri, taklit deniz savaşları yapılırmış.

Collesium’u gezdikten sonra etrafını dolaşıyorum. Collesium ile Palantino tepesi arasında yapılmış Arco di Costantino yani Konstantin Anıtı bulunuyor. Tek başına olduğum için fotoğrafımı çeken birini bulsam diye etrafa bakınırken, Fransız olduğunu öğrendiğim Christophe ile tanışıyoruz. Ayak üstü sohbet ederken beraber gezebileceğimizi söylüyor. Ama benim görmem gereken daha bi sürü yer var. Kibarca teşekkür edip, vedalaşıyorum ve hızla Palantino’ya gidiyorum. Collesium için aldığım giriş kartıyla Roma’nın 7 tepesinden biri olan Palatino’ya giriş yapıyorum. Büyük bir açık havası müzesi olan Palatino, Roma kentinin tarihi kalıntılar açısından en zengin olan yeri. Burayı detaylı gezmek isterseniz en az 2-3 saat ayırmanız gerek. Ancak benim öyle bir vaktim olmadığı için 1 saatte turumu tamamlıyorum.

(Collesium)


Berlin’deki gibi o gün şansıma yine gösteriler var. Su kullanımıyla ilgili bir gösteri. Collesium’un önündeki Via dei Fori Imperiali caddesi trafiğe kapalı. Fırsat bu fırsat diyen tüm turistler Collesium önünde absurd fotoğraf çekimi peşinde (Bakınız aşağıdaki foto). Via dei Fori Imperiali boylu boyunca yürüyerek Roma’nın ünlü caddelerinden biri olan Via Del Corso’ya doğru gidiyorum. Caddenin bitiminde Venedik Meydanı ve Capitoline Tepesi arasında kalan Vittorio Emanuele II Anıtı (orjinal ismiyle Monumento a Vittorio Emanuelle II) önüne geliyorum. Burası Birleşmiş İtalya’nın ilk kralı olan Vittorio Emanuele II anısına 1885 yılında dizayn edilmiş. Çok vaktim olmadığı için içeriye maalesef giremiyorum. Ancak vakti olanlar için girişin 7 EUR olduğunu ve seyir terasından pek şahane Roma manzarasını izleyebileceğini belirteyim.

(Monumento a Vittorio Emanuelle II)

Birkaç fotoğraf çektikten sonra Via Del Corso Caddesi’ne doğru ilerliyorum. Alışveriş yapmak isteyenler için güzel bir cadde. Trafiğe kapalı olması nedeniyle cadde pek renkli. Bu haliyle caddede yürümek benim için büyük şans.

Via del Corso üzerinde yürürken bir sonraki durağımı belirlemek için şehir haritasına bakıyorum. Aşk çeşmesi çok yakın. Via delle Muratte sokağından sağa kıvrılıveriyorum ve işte karşımda Aşk Çeşmesi orjinal adıyla Fontana di Trevi. Hıdırellez zamanı burda olmamın bir anlamı olmalı diye düşünüyorum ve kendim ve tüm sevdiklerim için dilekler dileyip çeşmeye paraları saçıyorum 🙂  Günde 3 bin EUR paranın toplandığını ayrıca belirteyim 🙂 Toplanan bu para ihtiyaç sahiplerine veriliyormuş.

Dünyanın önemli barok yapılarından biri olan Aşk Çeşmesi’nde dilek diledikten, fotoğraf çektikten sonra İspanyol Merdivenleri’ne yani Trinita dei Monti’ye doğru gidiyorum. 1726 yılında yapılan İspanyol Merdivenleri toplam 138 basamaktan oluşuyor. Açıkçası görünce ufak çaplı bir hayal kırıklığı yaşasam da burası Roma’nın görmezse görülmezlerinden biri. Biraz soluklandıktan sonra Piazza del Popolo’ya doğru yola çıkıyorum. İspanyol Merdivenleri’nin hemen karşısındaki sokak olan ve sizi Via del Corso caddesine bağlayan Via Condotti’te ise Dolce &Gabanna, Dior, Ferre, Armani gibi birçok ünlü markanın mağazası bulunuyor. Via del Corso üzerinden Piazza del Popolo’ya doğru gidiyorum.  Burası Roma’nın geniş meydanlarından bir tanesi. Modern İtalyan litaratürine göre Halkın Meydanı demekmiş. Bu meydanda eskiden halka açık infazlar gerçekleştirilirmiş. Meydan’ın sağ tarafında Pincio tarafnda Leonardo da Vinci varmış ancak ben maalesef göremedim. Vaktiniz olursa siz mutlaka uğramaya çalışın.

(Fontana di Trevi)
(Trinita dei Monti)
 (Piazza del Popolo)

Piazza del Popolo’da sonra Via Penna d’Oca caddesinden Tevere Nehri’ne doğru gidiyorum. İlk gördüğümde bana Floransa’yı anımsatıyor. 406 kilometre olan Tevere Nehri İtalya’nın en büyük 2. nehri. İtalya’nın bel kemeği olarak adlandırılan Apennin’deki Fumaiolo Dağı’ndan başlayan ve Ostia’da Tiren (Tyrrhenian) Denizi’ne dökülen Tevere Nehri kenarında mutlaka yürümenizi tavsiye ederim, gerçekten çok güzel bir yer. Piazza Navona’ya gitmek için Tevere Nehri’ndeki Ponte Umberto I köprüsüne kadar yürüyorum. Burdan sola kıvrılıp Piazza Navona’ya çıkıyorum. Piazza Navona, Roma’nın bir diğer meşhur meydanı. 1. yüzyılda yapılan bu meydanda Antik Roma zamanında oyunlar oynanır, yarışmalar düzenlenirmiş. Bu meydan aynı zamanda Barok Roma tarzının en önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Sokak ressamlarına ev sahipliği yapan Navona Meyda’nında birbirinden şık restoranlar bulunuyor. Dilerseniz akşam yemeğini bu restoranlardan birinde yiyebilirsiniz.

(Fiume Tevere)
(Piazza Navona)

Piazza Navona’dan sonra Pantheon’a doğru gidiyorum. Aslında amacım Panteon’u da gördükten sonra Piazza Navona’da akşam yemeğini yemek. Vakit bi hayli geçmiş. Çok da yorgunum. Ama Panteon’u görünce adeta kitleniyorum. Atmosferi beni adeta büyülüyor. Bunda sokak müzisyenlerinin ufak çapta konser vermesinin de etkisi var sanırım. Burda da birçok restoran alternatifi var aslında. Gözüme bi yer kestiriyorum. Restoranın adı Ristorante da Claudia. Parmigiano ve Bruschetta söylüyorum ve tabi 1 kadeh kırmızı şarap. Nasıl keyifli bir yer. Sokak müzisyenleri sırayla şarkılarını söylüyor. En son bir opera sanatçısı çıkıyor ve Nessun Dorma’yı söylüyor. Gökyüzünde dolunay. Mükemmel bir akşam. Akşam yemeğimi keyifle yerken sonradan Arnavut kökenli olduğunu öğrendiğim garsonla sohbete başlıyorum. İsmi Skerdilajd. Türk olduğumu öğrendikten sonra Türkçe konuşmaya başlıyor benimle. Meğer Arnavutluk’ta Türk kolejine gitmiş. Sonra beni restoranın sahibiyle tanıştırıyor. Yan masaların da sohbetimize katılmasıyla pek keyifli bi akşam oluyor. Yemek sonrası Tiramisu yemeğe niyetliyim ama Skerdilajd ananaslı kendi yaptıkları bir tatlıyı öneriyor. Gerçekten muhteşem bir tatlı. Bu kadar keyifli bi akşamın sonunda 51 EUR gelen tek kişilik hesap bile keyfimi bozmuyor. Ne de olsa 1 günlüğüne gelmişim, sonuna kadar keyfini çıkarmalıyım diye düşünüyorum.

(Panteon)
Restorandakilerle vedalaşıp otelin yolunu tutuyorum. Yol üzerinde gördüğüm bi dondurmacıya giriveriyorum. Roma dondurmasını yemeden dönmem 🙂 Onu da yapıyorum ve huzurla geceyi noktalıyorum.
Ertesi sabah 7.30 gibi kalkıp, kahvaltımı yapıyorum ve erkenden Vatikan’a doğru gidiyorum. Vatikan’a metroyla çok rahat gidebilirsiniz. Ben Barberini istasyonundan binip Ottaviano istasyonunda iniyorum.  Vatikan yüzölüçü ve nüfus olarak dünyanın en küçük ülkesi. Dünyanın en küçük ülkesi olmasının dışında Hristiyan aleminin en önemli yeri olan Vatikan’ın 100 kişilik ordsunun olduğunu duyunca şaşırıyorum. Pazar servisi olduğu için St. Pietro Katedrali bi hayli kalabalık. Çıkışta sırayı görünce erken gelmekle ne kadar iyi birşey yaptığımı anlıyorum.Yaklaşık 15. dk bekledikten sonra içeriye gidiyorum. St. Pietro Katedrali Roma’daki 4 büyük bazilikadan biri ve aynı zamanda Hristiyan aleminin en önemli yapıtı. Burda İtalyaca günah çıkarıldığı gibi Fransız, İspanyolca ve İngilizce günah çıkarılıyor.
(St. Pietro)
Pazar günü olduğu için diğer müzeler kapalı. O nedenle burayı gezdikten sonra Vatikan turumu tamamlayarak otele dönüyorum ve sonrasında dönüş için havaalanına gidiyorum. Taksiye binmemle indiren yağmurla bir kere daha ne kadar şanslı olduğumu anlıyorum ve Roma’ya veda ediyorum.
Sadece 1 gün kalmış da olsam Roma’ya aşık oluyorum. Bir başka gezi için şimdiden sabırsızlanıyorum 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir