Browsed by
Yazar: Didemmollaoglu

HINDISTAN (BOLUM-II)

HINDISTAN (BOLUM-II)

Bir ulkenin daha sonuna gelmis bulunuyorum 🙂 2 hafta kaldigim Hint Okyanusu’nun incisi Sri Lanka, guzelligiyle, modernligiyle, temizligiyle beni gercekten cok sasirtti… Sri Lankalilar soyle dermis: Eger Sri Lanka’yi sevmek istiyorsan, Hindistan’dan sonra gelmelisin 🙂 Hindistan’dan sonra gitmem midir sebep bilmiyorum ama dogasini, denizini cok sevdim ama en cok da guler yuzlu insanlarini 🙂
Sri Lanka nufusunun %70’i Budist, %12’si Hindu, %10 Musluman, %8’i ise Hristiyan… Aman ne guzel herkes bir arada gul gibi gecinip gidiyor gibi dusunuyorsunuz ama koca okyanusun ortasinda 20 milyon nufuslu bu minnak ulke ve insanlari zamaninda az cekmemis. Budistler ve Tamelliler arasinda 30 yil suren ic savasta 100 bine yakin insan hayatini kaybetmis… Sri Lankalilarla sohbet ettigimde hala bu konuyla ilgili konusmaktan cekindiklerini fark ettim ve ogrendim ki bu kadar guler yuzlu ve sicak insanlar olmasina ragmen Sri Lanka, ihtihar oraninin en yuksek oldugu ulkeler arasinda ilk 5’teymis…
2009 yilinda ic savasin bitmesiyle ulkenin kendisi de turizm de gelismeye baslamis. Eskiden sahil kenarlarinda yoksul insanlar yasarken, turizmin gelismesiyle birlikte sira sira oteller yapilmaya baslamis… Ozellikle Avrupalilarin su siralar goz bebegi…
Umarim bu guzel ulke bozulmadan tum dogalligini korumayi basarir… Sri Lanka seni ve guzel insanlarini pek sevdim… Beni en guzel sekilde agirladigin icin tesekkur ederim
Ve 4.ulke Malezya, Sana da Merhaba 🙂

 

 

HINDISTAN (BOLUM-I)

HINDISTAN (BOLUM-I)

Seyahatimin 2. Duragi Hindistan… 2 ayda 17 sehir… Varanasi’den Madurai’ye kadar uzanan upuzun bir yolculuk… Her biri ayri dunya, her biri farkli kultur… Resmi olarak 20 farkli dil konusuluyor. Ancak resmi olmayanlari da eklerseniz binlerce farkli dil ve lehce kullaniliyor… Bir eyalette yasayan diger eyalette yasayanin dilinden anlamiyor… Alfabeleri bile farkli… Anlasmak icin eger biliyorlarsa Ingilizce konusuyorlar…

Hindusu, Hristiyani, Budisti, Sikhi, Muslumani, Musevisi bir arada yasiyor… Saygiyla, sevgiyle… Hangi dindensin diye sordugunda ínsanim once, dinleri insan yaratmis diyeni de var… Askili tisort giydin diye dakikalarca gozunu dikmeden bakani da… Yemegini paylasan Hindusu de var, seni kaziklamaya calisan muslumani da…

Read More Read More

Hic Bir Karsilasma Tesaduf Degil!

Hic Bir Karsilasma Tesaduf Degil!

Udaipur’dan Mumbai’ye gidiyoruz… Ahmet, Tulay ve Sinan’la…  Bir yandan Shanker Mahadevan ve Pandit Jasraj’dan Hanuman Chalisa adlı parça çaliyor… Yol boyu pirinç tarlaları, ağaçlar… Şehirlerde göremediğimiz yeşili yol boyunca görüyoruz… Tıngır tıngır giden trende, kapısı açık vagondan rüzgar yüzüme vura vura geçtiğimiz manzarayı seyretmek huzur veriyor… 29 yaşında Hintli bi çocukla tanışıyoruz… Ne kadar temiz yüzlü… Dünya Arkadaşlık Günümüzü kutluyor…

20160807_095535

Yola çıkalı 68 gün olmuş… Düşünüyorum da ne çok insan ne çok hikaye… Her biri bir armağan benim için, her biri bir ayna hem de en buyugunden… Kalbime, aklıma dokunan…

Beni gideceğim yere kadar götüren Nepalli Amca, evi depremde yıkılan ve çadırda kalıp beni ufacık yerde ağırlayan Nepalli aile, annesinin kendisi için yaptığı yemeği bizimle paylaşan Hintli çocuk, şekerim düşünce bana ellerinde ne yiyecek varsa veren Hintli aile ve şimdi de trende bize Samosayı 10 rupi yerine 20 rupi’ye satmaya çalışan satıcıyla tartışan Hintli çocuk…

Tek başına çıktığım yolculukta bir de yolumun kesiştikleri, yola birlikte devam ettiklerim var… Yolculuğun ilk günü  Katmandu’da tanıştığım çok sevdiğim Ayfer Hocamın Mumbai’de yaşayan öğrencisi Asmin… 8 yıl önce Kaş’ta tanıştığım ve 1,5 senedir yolda olan Tülay sayesinde tanistigim ve yola birlikte devam etmeye karar verdiğim Ahmet… Rishikesh’te tanıştığımız, ardından Amritsar’da Golden Temple’da karşılaştığımız Arjantinli Fermin… Yine Amritsar’da yolumuzun kesiştiği ve Jaipura hep birlikte gitmeye karar verdiğimiz İspanyol Alex… Jaipur’da tanıştığımız Hollandalı Mark… Jodhpur’da Hostelde tanıştığımız Alman Sean… 8 yıl sonra ilk kez Hindistan’da görüştüğüm Tulay…. Jaisalmer’de tanıştığımız Sinan…

20160805_203139

20160802_175021

Biliyorum ki bu karşılaşmaların, kesişmelerin hiç biri tesadüf değil… Herkes kendi yolculuğunu yaşarken, kendi adına öğrendikleri, deneyimledikleri özel… Yolumun kesistigi guzel insanlarin tuttugu aynada bazen gordugum aci verse de ben kendi payıma düşeni şükranla kabul ediyorum… Hücrelerime, iliklerime işlemiş her bir kalibin çöküşünü büyük bir keyifle izliyorum…

George Bataille şu an yaşadığım deneyimi Acephale’de şöyle izah ediyor;

Kendimi huzura terk ettim, ta yok olana kadar
Savaşımın sesleri nehirlerin denizde ve yıldız parçalarının gökte kaybolmaları gibi ölümde kaybolurlar
Savaşın kuvveti eylemin sessizliğinde elde edilir
Huzura giriyorum, bilinmeyen bir arzuya giriyor gibi
Bu bilinmeyen arzuya dalıyorum
Bu bilinmeyen arzuda kendime dönüşüyorum

Orada Bir Dag Var Uzakta: Annapurna

Orada Bir Dag Var Uzakta: Annapurna

Nepal muhtesem dogasiyla doga severler, trekkingciler icin bir cennet. 2 ana rota var. Biri Annapurna digeri de Everest…

Annapurna… Sanskritcede ‘Hasat Tanricasi’ anlaminda… Himalayala sira daglarinin bir bolumu… 10-15 sira dag arasinda Annapurna I, 8.091 metre ile Dunya’nin 10. Buyuk zirvesi…

Annapurna tarafinda 3 alternatif rota var… Biri Annapurna Circuit. Yaklasik 30 gun suruyor ve 5 bin metrenin uzerine cikiyorsunuz, digeri Annapurna Base Camp 7 ila 10 gun arasinda suruyor ve 4 bin metreye cikiyorsunuz. En ufagi ise Poon Hil. 3-5 gun arasi suruyor ve 3 bin metreye cikiyorsunuz. Vaktinize ve performansiniza gore bu rotalardan birini secebilirsiniz.

Bir doga sever oldugum kesin ama asla bir trekkingci degilim. 1-2 gunluk hiking disinda bir tecrubesi olmayan, hele dik rampalarda ve tirmanislarda hemencicik nefesi kesilen biriyim. Zora gelemem (gelemezdim) Yola cikmadan once 4130 metre cikacagimi soyleseydi biri guler gecerdim. Ama Nepal’e gelince Annapurna’nin gizemi icimi bir gidiklamaya basladi. Nasil gidilir, ne yapmak lazim, yapabilir miyim diye dusunurken kendimi yollarda buldum. Benim icin inanilmaz bir tecrubeydi… Insanin sinirlari olmadigini, sinirlari koyanin kendisi oldugunu gormesi inanin gordugum manzaradan cok daha degerliydi.

7 gun boyunca 85 km yol… 1025’den 4130 metreye cikis… Annapurna Base Camp’a nasil gidilir? Yola cikmadan ne yapmak gerekir? Merak edenler, zirmeye oynamayi sevenler buyursunlar 🙂

Nereye, Nasil Gidilir?

Oncellikle Annapurna yuruyus rotasindan birini yapmaya karar verdiyseniz Pokhara’ya gitmeniz gerekiyor. Pokhara’ya Katmandu’dan Gongabu Otobus Terminal’nden direkt otobusler var. 400 Rupi. Yol yaklasik 6-7 saat suruyor. Otobusler yukarida birakiyor yani sehir merkezinde… Cogu konaklama Phewa Golu etrafinda oldugu icin yeniden bir araca binmeniz gerekiyor. Varis saatinize gore ister otobuse binebilirsiniz (1 aktarma yapmaniz gerek toplam 35 RPi) ya da taksiyle direkt kalacaginiz yere gidebilirsiniz (300 RPI istiyorlar ama 150-200 RPI’ye bulabilirsiniz.)

Pokhara’da Nerede Kalinir?

North Face Inn… Pek hos bir aile isletmesi… Sezon disi oldugu icin epey bostu ama o yuzden de ucuzdu. Cift kislik oda fiyati 9 USD. Yani kisi basi 4,5 USD 🙂 Gayet temiz ve rahat, gole yurume mesafesi de 10 dk. Rota konusunda da size cok yardimci olacaklardir.

Tur Sirketine, Rehbere Ihtiyac Var mi?

Kesinlikle tur sirketine ihtiyaciniz yok eger fazladan etrafa para sacmak istemiyorsaniz. Tur sirketi sizin yerinize izinleri aliyor. Bunun icin fazladan 500 RPI hizmet bedeli aliyor. Ayrica rehber ve tasiyicinin maliyeti de yaklasik gunluk 15 USD. Yuruyus yolunda yonlendirmeler gercekten cok iyi, ayrica maps.me uygulamasi ile de yonunuzu offline oldugunuzda bile cok rahat bulabiliyorsunuz. O yuzden bir rehbere ihtiyaciniz yok. Ayrica rehberler fazladan para almak icin gunde ortalama 5 saat yuruyorlar. Bu yuzden 3 gunde gidebileceginiz mesafeye 5 gunde gidiyorsunuz. Buyuk sirt cantanizi da otele birakip, yaniniza ufak cantainizi aldiniz mi tasiyiciya da ihtiyaciniz kalmiyor ve paraniz cebinizde kaliyor 🙂

Izin Islemleri

Trekking yapmaya karar verdiniz… Yola cikmadan once izin almaniz gerekiyor. Bunun icin Pokhara ‘Turist Ofisi’ne gitmeniz gerekiyor. Sabah 10’da aciliyor. Golun baraj tarafinda, gol kenarindan yaklasik 2 km yurume mesafesinde. Kime sorsaniz gosterir. Yaninizda 2 adet fotograf ve pasaportunuzla birlikte gitmeniz gerekiyor. Yuruyus rotaniz ne kadar surecek, nereden nereye gideceksiniz diye size formaliteden soracaklar. Ister 3 gunde tamamlayin ister 10 gunde… Trekking bolgesine giris belgesi 2000 RPI. Bir de rehbersiz yuruyeceginize dair bir belge almaniz gerekiyor ki bu da 2000 RPI. Toplamda 40 USD odemis oluyorsunuz. Ama bunu bir tur sirketi araciligi ile yaparsaniz, yukarida da belirttigim gibi cok daha maliyetli olur.

Nelere Dikkat Etmelisiniz?

  • 15 Haziran itibariyle Muson yagmurlari basliyor… Bu tarihten sonra yuruyecekseniz islanmaya hazir olun… Hava yagmurlu ve nemli oldugu icin islak kiyafetleriniz kurumayacak. Yere kadar olan battal boy su gecirmeyen yagmurluklardan yaniniza mutlaka alin. Ayrica yedek kiyafet de bulundurun ama cantanizin cok agir olmamasina dikkat edin. Zira 1 kilo bir sure sonra 10 kilo olacak.
  • Yaninizda yiyecek tasimayin. Gectiginiz koydeki bakkallardan alabilirisiniz evet sehre gore daha pahali ama o insanlar o malzemeleri oraya cikartmak icin saatlerce, gunlerce yuruyor. Ulasima en yakin koy 5 saat yurume mesafesinde… Gerisini siz dusunun.
  • Bir noktadan sonra pet sise bulamayacaksiniz. Cevreyi korumak adina yasak. Koylerdeki bakkallarda sisenizi doldurabilirsiniz. Yuksege ciktikca fiyatlar artiyor. 60-120 RPI arasi 1 siseyi doldurabiliyorsunuz.
  • Annapurna’da hava soguk olacak. Yaniniza mutlaka sizi soguktan koruyacak kiyafetler bulundurmalisiniz. Kuru kalmalarina dikkat edin.
  • Yagmur sonrasi sulukler cikiyor ve teninize yapisip kaninizi emiyor. Tisort, ayakkabi, corap ustunden girebiliyor. Engel olamiyorsunuz. Caniniz yanmiyor ama cok hos bir durum degil. Suluklerden korunmak icin yaninizda tuz bulundurun. Ayakkabinizin ve coraplarinizin uzerine tuz dokun. Buzusup, oluyorlar…
  • Profosyonel techizata gerek yok ama rahat bir yuruyus ayyakabisi yeterli.
  • Irtifa hastaligindan korunmak icin kendinizi dinlemek ve yoruldugunuzda dinlenmek birinci kosul. Yuruyus sirasinda molalarda ve aksam yemeginde zencefil cayi ve sarimsak corbasi tuketirseniz ekstra ilac almaniza gerek kalmaz. Ayrica gunde en az 3 lt su tuketmeye calisin.

Rota

Gerek kaldigimiz oteldekilerin gerekse Merhaba Restorani’ndaki Coskun Abi’nin yonlendirmesi ile rotamizi belirliyoruz. Baslangic noktamiz BIrethani. Bunun icin Pokhara merkezden Birethani’ye giden otobuslere binmeniz gerekiyor. Merkeze taksiyle giderseniz 400 RPI odersiniz. Bu otobus Ghandruk’a kadar gidiyor.. “Ghorepani to Ghandruk Loop” rotasi yapacaksaniz, Ghandurk’a kadar bu otobusle gidebilirsiniz. Birethanti yuruyus rotasinin basladigi koy ve koyun girisinde bulunan ofislere aldiginiz izin belgelerini gostermeniz ve damgalatmaniz gerekiyor.

20160616

(Pokhara’dan Birethani’ye giderken Nepalli ogrencilerle :))

Birethani-Ghorepani (13 km)

Bizim varisimiz aksami buldugu icin 1 saat yuruyup (3.5 km) Mira Lodge’da geceyi gecirdik (Oda fiyati 150 RPI). Ertesi sabah 7’de yola koyulduk. O gun sansimiza (!) hava epey sicakti ve dimdik merdivenleri cikmak bizi epey zorladiysa da saat 16 civarinda Ghorepani’ye vardik. Sirasiyla yurudugumuz rota soyleydi: Mira Lodge’dan cikis, Tikhedunga, Ulleri (Kahvalti ve 1 saatlik mola), Banthanti, Nangethanti (Yarim saatlik mola), Ghorepani, Ghorepani Doerali

20160616_190712

(Kaldigimiz koy)

Ghorepani’de Himalayan View Guest House’da 150 RPI’ye kaldik. Yol boyunca goreceginiz manzara Karadeniz’i animsatacak. Yamaclar uzerine serpiltirilmis evler… Princ tarlalari ve yesilin binbir tonu… Aksam yemegi, konaklama ve kahvalti toplam 1450 RPI odedik. 1 Sise su 120 RPI.

Poon Hill- Ghurjung (12 km)

Gece guzel bir uyku cektikten sonra sabah 5’te uyanip 1 saatlik yuruyusle Poon Hill’e cikabilirsiniz. Sabahin korunde 1 saatlik tirmanis zor gelecek ama ciktiginizda ve sansiniza hava da guzelse buranin neden meshur oldugunu anlayacaksiniz. Sira sira daglari tum ihtisamlariyla goreceksiniz. Saat 6’dan sonra bulutlar daglari ortmeye basliyor. O nedenle mumkun oldugunca erken cikmaya calisin 🙂

20160617_090037

(Ulasim olmadigi icin koylere esya tasiyan katirlar)

Kahvaltinizi yaptiktan sonra en gec 8’de yola cikin, ne kadar erken o kadar iyi 🙂 Sirasiyla Ghorepani Doerali’den Deurali, Banthani (ogle yemegi ve 1 saatlik mola), Tadapani, Chuile, Siprong, Gurjung ve Ghurjung yapabilirsiniz ayni gunde. Ama lutfen kendinizi dinleyin ve yoruldugunuz yerde durun ve dinlenin. Ghorepani- Tadapani arasi inanilmaz yesil… Yol uzerinde agaclarda maymun gorurseniz, sanslisiniz demektir 🙂 Biz Ghurjung Lodge’da kaldik. Oda fiyati 100 RPI idi. Sicak dus ise ekstra 300 RPI.

20160618_113443

20160617_083055

20160617_095056

20160617_115548

20160618_061956

(Sabah 6… Poon Hill’deyiz)

20160618_065751

 

(Az da olsa Annapurna kendini gosterdi)

Ghurjung-Dovan (13 km)

Inmeli cikmali bir rota… Gercekten zorlayici bir parkur… Ancak doganin guzelligi ile tam gaz yola devam ediyorsunuz… Sirasiyla Ghurjung’dan Chomrong (2 binin uzerinde merdiven iniyorsunuz. Bir da bunun cikisi var donuste, fena mi fena :)) , Tilche, Bhanuwa, Sinuwa (mola), Bamboo ve Dovan… Annapurna Aprroach Lodge’da 150 RPI’ye konakladik.

20160618_160112

(Kilometrelerce taslari tasiyarak, merdiven doseyen gozunun ici gulen amca :))

20160619_113732

(Okul insaatinda calisan koyluler :))

20160619_115030

(Chomrong’un meshur merdivenleri)

Dovan- Annapurna Base Camp (11 km)

Zirveye az kaldi… Ha gayret 🙂 Dovan’dan ciktiktan sonra Himalaya (mola), Deurali, Machhapuchhre Base Camp (mola) ve Annapurna Base Camp. Dovan’dan sonra vadide yurumeye baslayacaksiniz. Her bir yaninizdan selaleler aka aka yuruyeceksiniz. Sansiniza hava guzelse tum vadiyi manzarayi goreceksiniz. Ama bizim gibi Muson zamani yurumeye kalkarsaniz donunuza kadar islanmak garanti J Siz siz olun ne kadar yorulursaniz yorulun Machhapuchhre Base Camp’a geldiginizde orada kalmayin. 2 saat daha kasin ve Annapurna Base Camp’a cikin. Zira manzarayi gormek icin 4’te uyanmaniz gerekiyor. Machhapuchhre Base Camp’ta kalirsaniz gece 2’de uyanip, 2 saat yurumeniz gerekiyor ki bunu istemezsiniz her halde 🙂 ve zirve 🙂 aksam 6 sularinda vardigimizda goz gozu gormuyordu sisten. Kalacagimiz misafirhaneyi bile zor bulduk diyebilirim. Hic bir yeri goremesek de hatta ertesi gun bile gorebilecegimizin garantisi olmasa bile Annapurna Base Camp’a ulasmak muhtesem bir histi 🙂 Annapurna Guest House’da konakladik, zaten baska da yoktu. 300 RPI, sicak dus ekstra 300 RPI. O sogukta, buz gibi suyla dus aldik 🙂 Gece tanistigimiz Amerikali cocuklar o sabah havanin bulutlu oldugunu, hic birsey goremediklerini ve bu yuzden 1 gece daha kaldiklarini soylediler. O gece Annapurna ve saz arkadaslarini acaba gorebilecek miyiz heyecani ile uyudum 🙂

20160620_131933

(Ne yagmurluk ne semsiye Muson yagmuruna hic birsey fayda etmiyor)

20160620_133226

(Annapurna Base Camp’a dogru yurudugumuz vadi.)

20160620_170706

(Ve Annapurna’ya varis. Sisten arkadamizda Misafirhane bile gozukmuyor :))

Annapurna Base Camp- Chomrong (20 km)

Ve ertesi gun sabah 4’te uyandigimizda henuz gun agirmamisti. Annapurna ve saz arkadaslarini gorup gormeyecegimizi bile bilmiyorduk. Hava epey soguk, tek bir kuru kiyafet yok. Islak coraplari ve ayakkabilari giymek zulum ama manzarayi gorme ugruna her seye deger. Disari ciktigimizda hava alaca karanlik, bir seylerin siluetini goruyoruz ama cok da anlamlandiramiyoruz. Yurudukce karsimizda gordugumuz dev daglar nefesimi kesti. Annapurna ve saz arkadaslari bize surpriz yapmisti hem de en guzelinden… Hepsi tertemiz, olaganca ihtisamlari ile karsimizdaydi. Agzimiz kulaklarimizda dakikalarca hic konusmadan manzarayi seyrettik. Olur da giderseniz ve hava kapali olursa, manzarayi gormek icin bir gun daha kalin. Inanin herseye deger 🙂

20160621_050003

Annapurna ve saz arkadaslari 🙂

20160621_050425

Misafirhanede birlikte kaldigimiz grup 🙂

 

20160621_054601

20160621_072604

Annapurna’yi gormenin gaziyla 7.30’da yola ciktik ve 20 km yol yuruduk. Sirasiyla MBC, Deurali, Himalaya, Dovan, Bamboo, Sinuwa, Bhanuwa, Tilche ve Chamrong. Tilche’den sonra kopruyu gectikten sonra Chamrong’da kaldigimiz Chamrong Cottage’a kadar tam 1845 basamak ciktik. Nasil ciktigimizi sormayin, hatirlamiyorum 🙂 Chamrong Cottage cikolatili kekyle unlu ama cok da lezzetli degildi. Tek guzel yani sicak dusun ekstra olmamasiydi ve yemekleri de gercekten guzeldi 🙂 Konaklama ucreti 200 RPI.

20160621_090700

(Bir gun once yurudugumuz vadi)

20160622_074413

(Ne cektim bu merdivenlerden… Cik cik bitmiyor)

Chomrong-Siwai (10 km)

Oyle 10 km olduguna bakmayin, bol merdiven inisli… Son gunun yorgunlugu ile de bacaklariniz daha da zorlaniyor… 10 km yolu molasiz 5 saatte yuruduk. Sirasiyla Chomrong, Talung, Jhinu Danda, Samrung, New Bridge, Kyumi ve Siwai. Siwai’den saat 14’te Pokhara’ya giden otobuse binebilirsiniz. 300 RPI diyenlere inanmayin. 200 RPI. Muavin 100 RPI ekstrayi Birethani’deki ofiste evraklarinizi muhurletmek icin aliyor. Bunu kendinizde yapabilirsiniz.

20160622_094231

(Bitki ortusu :))

Toplam 7 gunde, 85 km yol yuruyerek 1025 metreden, 4130 metreye kadar cikmanin hakli gururu yuzumuzde, uzerimizde tek bir kuru kiyafet kalmadigi icin giymek zorunda kaldigimiz pijamalarimizla rotayi bitiriyoruz 🙂

Hadi gecmis olsun 🙂

NEVER ENDING PEACE and LOVE: NEPAL

NEVER ENDING PEACE and LOVE: NEPAL

Dunya turumun ilk duragi Nepal’di… Nepal’in acilisi Never Ending Peace and Love… Neden Nepal’di diye soran olursa ben de bilmiyorum 🙂 zoru severim, belki de ondan… Qatar Airways’in Ankara hareketli, Doha aktarmali ucagina bindigimde hala ne yapatigimin farkinda degildim. Ama Kathmandu’ya sabah 9.30’da indigimde, iste o zaman bende bir aydinlanma oldu 🙂 (Algilama konusunda biraz problemim oldugu dogrudur :)) Sabahin o saatinde bile yuzume vuran sicak hava dalgasi Nepal’de gecirecegim gunlerin acik bir ifadesiydi. Ama aslinda havasi kadar meger insanlari da dogasi da bende iz birkacakmis Nepal’in… 1 ay gecirdigim Nepal’de Nepalli gibi yasadim. Sansima couchcurfing ile evinde kaldigim Sam’in ve en yakin arkadaslarimdan biri olan Evrim’in esi Melih’in Nepalli arkadasi Tarani’nin Nepal’i farkli yasamamda buyuk etkisi oldu. 1 ay gecirdigim Nepal’de neler yaptim, nerelere gittim, neler tecrube ettim kisaca toparlamaya calistim. Umarim gitmek isteyenler icin faydali olur 🙂

Vize

Vizeyi havaalaninda giriste aliyorsunuz. Bunun icin once ucaktan iner inmez havaalanina indiginizde desklerde bulunan 2 formu doldurmaniz gerekiyor. Yolcu sayisi cok, kalem de az olunca epey sira beklemek zorunda kalabilirsiniz, o yuzden en iyisi yaninizda bir kalem bulundurun. Formu doldurduktan sonra 2 fotografinizla birlikte formlari ve kalacaginiz sure kadar olan vize ucretini gise memurlarina veriyorsunuz. Fotografiniz yoksa havaalanindaki fotograf kabinlerinde fotograf cektirebiliyorsunuz. Size verilen makbuzla vize sirasina girmeniz gerekiyor. Her sey el usulu oldugundan, islemler de yavas. 15 (25 USD), 30 (40 USD) ve 90 (100 USD) gunluk vize alabiliyorsunuz.

Havaalanindan- Sehre Ulasim

Pre-paid taksiler en guvenlileri. Fiyatlari da uygun. Disardan her hangi bir taksiye bindiginizde kaziklanma riskiniz cok fazla. O nedenle Pre-paid taksi ile gideceginiz yeri soyluyorsunuz, fiyat tarifesinden size fiyati soyluyorlar, siz de giseye odeme yapiyorsunuz. Boylece taksi soforuyla para muhabbetine hic girmiyorsunuz. Ben Patan bolgesinde kaldigim icin 800 Rupi odedim. Turstik bolgesi olan Thamel tarafina 400 Rupi civarinda gidilebiliyorsunuz.

Para Birimi

Nepal Rupisi gecerli. 1 USD yaklasik 106-108 Rupi’ye esit. (Haziran 2016). `

Yerel SIM Kart

Uzun sure kalacaksaniz bir SIM kart almaniz sart… Ncell en buyuk GSM firmasi… Benim gibi 5 GB internet paketi alirsaniz 2500 RPI (25 USD) odersiniz, yapmayin. 1 GB internet yeterli, yaklasik 8 USD odersiniz.

Nelere Dikkat Etmelisiniz?

  • Musluk suyunda asla icmeyin, mutlaka sise suyu tuketin. Dus alirken de Banu Alkan gibi dus almayin, agzinizi kapatin 🙂
  • Yollar bozuk oldugu icin her yer toz duman, mutlaka agzini ve burnunuzu kapatin. Zaten goreceksiniz cogu Nepalli de kapatiyor.
  • Nepal icin zorunlu asi yok. Dilerseniz Tifo yaptirabilirsiniz.
  • Parmaklari kornaya yapisik. Bu bir sinir ifadesi degil ama ‘Cekil, ben geliyorum’ demek. O yuzden trafikte kimseyi el kol hareketi yaparken goremezsiniz, korna ile anlasiyorlar. Cok rahatsiz olursaniz kulak tipasi isinize yarar.
  • 15 Haziran-25 Eylul arasi Nepal’in off-sezon’i. Muson yagmurlari basliyor. Off-sezon olmasi sebebiyle cok da ucuza mal edebilirsiniz. Ancak ona gore hazirlikli gelmelisiniz.
  • Turkiye’de oldugu gibi burada da pazarlik ilk kural. Auto-rhicksawlara 20 RPI’den fazla vermeyin. Taksiye binerken bile pazarlik edin. Mutlaka sizi alan birileri olacaktir.
  • Thamel’de yururken nasil Istiklal’de yururken dikkat ediyorsunuz, iste oyle dikkat edin. Sarhosu, kafasi guzel olani bolca.
  • Thamel’de yururken hic parasi olmadigini, cocuguna sut alamadigini soyleyen insanlar yaniniza gelecek. Inanmayin. Toz sutun fiyati 2000 RPI, siz aldiktan sonra onlari disarda satiyorlar.
  • Olur da motor kiralarsaniz pasaport ve ehliyetiniz olmasi gerek. Olur da polis durdurursa motorsiklet kiraladiginizi soyleyin. Zira Nepal’de motor kiralamak yasal degil. Arkadasinizdan odunc aldiginizi soyleyin.
  • Elektrik prizleri ayni, converter tasimaniza gerek yok.
  • Gun icinde elektrik kesintileri cokca oluyor. Ancak belli saatlerde kesiliyor. Kaldiginiz yerde zamanlarini ogrenin, ona gore elektrikli aletlerinizi sarj edin.
  • Havaalaninda komisyon ucreti yuksek oldugu icin sadece ihtiyaciniz olan kadar para bozdurun, geri kalanini sehir merkezinde cok da iyi fiyata bozdurabilirsiniz. Paranizi bozdururken mutlaka bir kac yere sorun ve pazarlik yapin. Ozellikle 100 USD bozduracaksaniz biraz daha yuksek oluyor kur fiyati.
  • Bankamatikten para cekerken Turkiye’de piyasalarin acilmis olmasina dikkat edin. Turkiye’de mesai saati disinda para cekerseniz dovizi en yuksek kurdan almak zorunda kalirsiniz.
  • Banka kartinizin ekstra komisyon almadigini yola cikmadan ogrenin. Yapi Kredi ektsta 7500 RPI kesti benden.

Katmandu Merkez

Vaktiniz varsa Katmandu ve cevresine 1 haftanizi ayirin… Micro-bus’lara binin, sehrin arka sokaklarinda kaybolun, sokak yemeklerinin tadini cikarin.

Thamel Caddesi

Bizim Istiklal Caddesi neyse Thamel Caddesi de oyle. Fazla kalabalik, fazla turistik… Sevdin mi derseniz, pek sevdigimi soyleyemeyecegim. Ama tabi gormeden gecmek olmaz…

Durbar Meydani

Katmandu’da her yer Durbar Meydani… Normalde halka acik bu meydanlar icin turistler giris icin bilet almak durumunda. Ancak arka sokaklardan da bilet almadan meydanlara girebilirsiniz. Katmandu’daki Durbar Meydani’nin girisi 1500, Bhaktapur’daki 1000, Patan’daki ise 500 Rupi. 3’une de para vermeden girmeyi basardim 🙂

IMG_8591

Old Freak Street

1960-70’lerde legal Marijuana dukkanlarinin oldugu ve bu yuzden de Hippilerin mekani olarak bilinen Old Frek Street… Vakti zamaninda hippiler Istanbul-Nepal (Turkiye, Iran, Pakistan, Hindistan, Nepal) arasindaki pek meshur over land rotasini kullanarak gelirlermis. Old Freak Street, marijuana satisinin yasaklanmasi ile simdilerde hediyelik esya satan dukkanlar ve turizm acentalari ile dolu. Her ne kadar su anda yasal olarak satisi yapilmasa da dag bayir marijuana olunca bulmak da cok kolay… Ozellikle Thamel’de yaniniza sessizce yaklasip kulaginiza ‘hashas, marihuanna’diye fisildayanlar olursa korkmayin 🙂

Swayambhu Tapinagi (Monkey Temple)

Katmandu’daki 7 Unesco Dunya Mirasi yapisindan ve sehrin onemli Budist tapinaklarindan biri. Maymunlarla dolu oldugu icin turistlerce bilinen bir diger adi Monkey Temple. Girisi 200 RPI. Dogu tarafindan girerseniz 365 basamak cikmaniz gerekiyor. Bati tarafinin girisi ise daha kolay. Gun dogumunda veya batiminda giderseniz seremonileri izleyebilir, Katmandu’ya tepeden bakabilirsiniz.

20160605_193532_001

Boudha Stupa

Nepal’deki ve dunyadaki en buyuk Budist tapinaklarindan biri. Girisi 250 Rupi ancak arka sokaklardan girerseniz odemeyebilirsiniz. Tapinagin oldugu Boudha bolgesi ayni zamanda 1950’lerin sonunda gelen Tibetlilerin de yogun yasadiklari bolge… O yuzden etrafta bolca Tibetli goreceksiniz. Dilerseniz tapinagin hemen karsindaki binanin ust katina cikarak Budist monklarla meditasyon yapabilir, mantra soylebilirsiniz.

20160607_152008

20160607_142639

Pashupatinath

Giris 1000 rupi. En onemli Hindu tapinaklarindan biri. Olum ve yasami ayni anda yasiyorsunuz. Ancak tapinagin icine yalnizca Hindular gorebiliyor. Ozellikle gun batimindan once giderseniz hem olu yakma torenlerini hem de gece seremonisini izleyebilirsiniz. Olu yakma rituelinden kisaca bahsedecek olursam sadece 6 yasin ustundekiler yakiliyor. Eger olen kisi hamile ise karnindan cenin alinip toparaga gomuluyor, anne ise yakiliyor. Zenginler icin ayri normal insanlar icin ayri bir bolum var. Ancak zengini de fakiri de ayni nehrin suyunda ayni bolumde yikaniyor. Yakim isleminden once olu bir beton platforma yatiriliyor ve ayaklari ve jafasi Bagmati Nehri’nde yikaniyor. Eger ailenin reisi olduyse ve erkek cocuklari varsa erkek cocuklarin saclari komple tras ediliyor ve kafasinin tepesinde bir tutam birakiliyor. Dilerseniz rehberle de gezebilirsiniz. Rehberle gezecekseniz 10-15 USD’dan fazla vermeyin. Bir de tapinagin icindeki sadu amcalarla fotograf cektirmek isterseniz para vermek durumundasiniz.

20160606_164122

Sadece Hindu’larin girisine izin verilen tapinak

20160606_173206

Olu yakma toreni hazirliklari

Nerede Yenir?

Aciksaci cok bir onerim yok zira cogunlukla sokaklarda yedim. Bir sey oldu mu diye sorarsaniz, hayir olmadi. Ama her bunye farkli. Durbar Square cevresindeki sokak saticilarindan bara, foksho fry, tavuk sosis, pani puri ve lalmohan (sutlu tatli) yiyebilir, lassi (tatli ayran) icebilirsiniz.

Thamel ve cevresinde yemek yedigim diger yerler de soyle: Bamboo Club Kafe, Black Olive Restorant, Northfield Kafe, Reggae Kafe (canli muzik var), Gourme Vienna Kafe, Chautari Kafe, La Thamel Brasserie.

Katmandu Vadisi ve Cevresi

Patan

Diger adiyla Lalitpur (City of Beauty). Katmandu’da kaldigim ilk 10 gun Patan’da kaldigim icin benim icin yeri ayri. Patan sehir merkezine yani Thamel Caddesi’ne yaklasik 30 dk.lik bir mesafede. Merkeze gore cok daha sakin, sakinligi tercih edenler bu bolgede kalabilir. Thamel’den Ratnapark’a yuruyup oradan micro buslara (15 RPI) binebilirsiniz. Ya da Thamel Caddesi’nin girisinden taksiye binebilirsiniz. Normalde 300 RPI ancak pazarlik yaparsaniz 250-200 RPI’ye gidebilirsiniz. Katmandu Vadisi’deki diger Durbar Square de burada. Girisi 500 RPI. Eger muzeye ve Royal Palace’a gireccekseniz, bu parayi odemeniz gerekiyor. Yok girmem derseniz, para odemeden arka sokaklardan meydana girebilirsiniz. Patan Nepal’in metal isciligi ile unlu sehri oldugu icin Durbar Square’in arka sokaklarinda bolca metal el sanatlari yapan bir cok dukkan goreceksiniz. Hiranyavarna Mahavihara (diger adiyla Golden Temple) ve Patan’in en eski tapinagi Kumbeshwar Mahadew (1392’de yapilmis) de gormeniz gerekenlerden.

20160602_165901

Patan ozellikle metal el isciligi ile unlu

20160602_170930_001

Durbar Meydani’nin arka sokaklari ve insanlari 🙂

20160602_183608

20160602_183516

Durbar Meydani

Patan’da Nerede Yenir?

Third World Cafe: Durbar Meydani’dan salas bir kafe. Yemekleri fena degil ama Nepal’in yerel biralarindan Kathmandu icip meydani izlemek icin pek keyifli bir yer.

Tamarid Restoran: Kendinizi Etiler’de hissetmek istiyorsaniz buraya gidin. Ortam harika. Her Cuma ve Cumartesi muzik yarismasinda birinci olan Dharmendra Sewan canli muzik yapiyor ve gercekten cok eglenceli.

20160603_220719

Dharmendra Sewan file Fotograf cektirmezsem olmazdi 🙂

Base Camp Jazz Bar: Jazz dinlemek isterseniz, burasi yeri… Ortam ve muzikler harika… Pizzalari da o kadar lezzetli. Her Persembe canli jazz muzik dinleyebilirsiniz. Girisi 200 RPI.

Yellow House: Her Pazar organic pazar kuruluyor ve kahvaltisi nefis. Cogunlukla Katmandu’da yasayan expatlarin gittigi bir yer. Bahcesi ve ortami harika.

Luch Box: Kupondol’de salas ama efsane bir yer. FIyatlari da gayet uygun.

Beens Coffe: Iyi kahve icmek isterseniz, buraya mutlaka ugrayin.

Nagarkort

Himalayalari gormek isterseniz buraya gitmelisiniz. Nagarkort’a Bhaktapur aktarmali gidiliyor ve yol yaklasik 3 saat suruyor. Thamel’den gelecekseniz Durbar Square’e yakin Otobus Terminali’den binebilirsiniz. Patan’dan Bhaktapur otobusu 25, Bhaktapur’dan Nagarkort’a ise 50 RPI. Eger Nepalli gibi seyahat edeyim derseniz, otobusun ustunde Nepallilerle birlikte seyahat edebilirsiniz. Benim gibi sasliysaniz 2 saati sarkilarla turkulerle eglenerek gecirirsiniz. Ama yollar bozuk oldugu icin, siki tutunmakta fayda var, asagiya ucmak istemezseniz 🙂 Himalayalari gormek icin 1 gece kalmali ve gun dogumunda kalkmalisiniz. Sansiniza hava guzelse Himalayara size guzel yuzunu gosterebilir. Yazin hava nemli oldugu icin manzarayi gormenizin cok dusuk bir ihtimal oldugunu da ayrica belirteyim. Ben goremedim, ondan diyorum 🙂

20160604_133123

20160604_155942

Bhaktapur

Bhaktapur, UNESCO Dunya Mirasi listesinde olan guzel mi guzel bir sehir. Patan’dan gidis 25 RPI. Daha once belirttigim gibi burada da Durbar Meydani var ve girisi 1000 RPI. Arka sokaklardan meydana para odemeden girebilirsiniz. Depremden cok fazla zarar gormus. Zaten tapinaklarin deprem oncesi fotograflarini da hemen onunde bulunan panolardan gorebilirsiniz. Diger bir meydan da Dattatreya Meydani diger adiyla Tachapal Tol.

20160606_130321

Durbar Meydani (Bhaktapur depremden en cok zarar goren sehirlerden bir tanesi)

20160606_133835

Bahktapur’da tanistigim muhtesem kadinlar. Depremde evlerini kaybetmisler. Bu ufacik barakada beni agirladilar. Manikurculukle gecimlerini saglamaya calisiyorlar…

Changu Narayan

Nepal’in en eski tapinaklarindan biri burada… Vishnu Narayan Tapinagi… Patan-Bahaktapur 25, Bhaktapur- Changu Narayan 20 RPI. Bir kac adimda bitirebileceginiz kucuklukte bir kasaba ve tapinak.. Ancak Katmandu’nun yogun trafigi ve gurultusunden sonra burasi size cennet gibi gelecek. Etrafinda Mandala yapan kucuk dukkanlar gorecekseniz. Thamel Caddesi’nde binlerce rupiye satilan mandalalari buradan cok daha ucuza alabilirsiniz. Hatta bir kac hafta kalmak isterseniz mandala kurslarina bile katilabilirsiniz. Benim tesadufen tanistigim Shanker Raj Bhatta mandala okulunun sahibi. Depremde evini kaybetmis ve sahibi oldugu mandala okulunda ailesi ve ogrencileri ile birlikte mandala okulunda kaliyor. Dilerseniz Facebook sayfasindan (https://www.facebook.com/swrgaarthealingschool/?pnref=story) mandala okulunu begenebilir ve kendisi iletiseme gecerek yaptigi mandalalardan siparis edebilirsiniz. Yolunuz duserse de mutlaka kendisini bulun ve uzun uzun sohbet edin 🙂

20160605_144517

Ogrenciler Mandala yaparken

20160605_162433

Raj’la tanismamizin serefine…

20160605_163653

Vishnu Narayan Tapinagi

Champa Devi

Dag bayir yurumeyi sevenler icin gelsin bu da… En tepesinde derme catma bir Hindu Tapinagi var. Ama asil mesele yurumek. Sam’in arkadasi Suraj bizi goturdu, 1-2 saatlik bir yuruyus rotasi diyerek bizi kandirdi. Ve yaklasik gidis-donus 6 saat surdu. Neyse ki koye iniste otostop yaptik da 1 saatlik ekstra yuruyusten kurtulduk 🙂 Ha bu arada unutmadan diyim yagmur yagdiginda sulukler peydah oluyor ve hic caktirmadan kaninizi emiyor. Bi yerlerinizde kan gorurseniz korkmayin, kani emdikten sonra patlayip, oluyor…

20160611_112102

20160611_155349

Khokana

Hardal yaginin uretildigi ufak tipik bir Nevari koyu… Hali uretimi de oldukca yaygin…Ayni zamanda UNESCO Dunya Mirasi listesinde… Depremden cok zarar gormus ve uzerinden 1 yildan fazla gecmesine ragmen hala onarilamamis. Yolda yururken hardal yaginin uretildigi yerlere girebilir, hali yapan kadinlari gorebilirsiniz. Bir de Shree Rudrayani adinda kucuk bir tapinak var.

20160608_135523

Bungamati

Khokana’dan 1 km mesafede… Koylerin ve tarlalarin arasindan yuruyerek gecebilirsiniz.. Vakti zamaninda en iyi korunmus Newari kasabalarindan biriymis ancak 2015’teki depremden sonra buyuk zarar gormus. Ucsuz bucaksiniz tarlalariyla muhtesem bir manzarasi var. Burasi ayni zamanda tarimi ve agac oymaciligi ile one cikmis… Agactan yapilmis heykelleri buradan direk satin alabilirsiniz. Matsyendranath ve Karya Binayak Tapinagi’ni ziyaret edebilirsiniz. Ancak Matsyendranath depremden epey zarar gormus.

20160608_162835_001

 

20160608_16391720160608_171240

Sanga

Dunyanin en buyuk Siva heykelinin oldugu yer. Kailashnath Mahadev’e giris 50 RPI ancak asagi yoldan giderseniz asagidaki kapidan giris ucreti odemeden girebilirsiniz. Ratnapark’tan kalkan dolmuslarla 35 RPI’ye gidebilirsiniz.

20160610_133655

20160610_140100

Pokhara

Bir cennet… Annapurna Base Camp yuruyusunun baslangic noktasi… Phawe Golu’nun ve Himalayalarin etrafini sardigi Nepal’in ikinci buyuk sehri… Katmandu’nun gurultusundan uzaklasmak icin bire bir. Vaktiniz varsa kalin burada, sessizligi, dingiligi size huzur verecek.

20160614_115014

20160614_120250

Nasil gidilir?

Ratna Park’tan Pokhara otobuslerinin kalktigi Gongabu otobus terminaline gidis 20 RPI. Katmandu-Pokhara otobusu ise normalde 400 RPI. 400 RPI’den fazla vermeyin. Turist otobusleri ise 600-700 arasi WI-FI ve klima var diye kandiracaklar. Yok inanmayin. O yuzden de fazla odemeyin. Yol yaklasik 7 saat suruyor.

20160615_192014

Nerede Yemeli?

Merhaba Restorant: Almanya’da uzun yillar yasamis ve sonrasinda Turk mutfagina merak salarak Turkiye’de koylerle nasil yemek yapildigini ogrenmis bir Nepalli’nin actigi muhtesem yer. Turkce adiyla Coskun Abi. Efsane adam. 1-2 gun disinda neredeyse her gun orada yedik. Kahvaltisindan, aksam yemegine kadar her sey lezzetli bir o kadar da ucuz. Sarangot tarafina giderken sagda gorecekseniz.

Busy Bee: Nepalli gencler nasil eglenir derseniz buraya gitmelisiniz. Pokhara’nin Reinasi 🙂 Fiyatlar disariya gore pahali ama 1 aksam burada mutlaka yemek yiyin.

Alchemy Cafe: Sirin mi sirin bir kafe. Fiyatlari ortalama. Dilerseniz ust katinda her sabah yapilan yoga derslerine katilabilirsiniz. 1 saatlik ders ucreti 700 RPI.

Nereler Gorulmeli/Gorulmemeli

Daves Fall

Ufak bir selale… Gormeye degecek bir selale olmadigini bastan soyliyim.

Girisi 30 RPI. Hikayesi de su; yabanci bir cift 69da selaleye girer ve Kadin suyun akintisina kapilarak bogulur ve selalenin adina kadinin soyismini koyarlar.

Gupteshwor Mahadev Magarasi

Girisi 100 Rupi. Selalenin aktagi magara. Ancak yine gormeye deger bir sey yok.

Tibet Siginma Kampi

Magaranin az ilerisinden sola donerseniz 50-60 yil once Cin’in zulmunden kacip Nepal’e goc eden Tibetlilerin yasadigi siginma kampini gorebilirsiniz.  Adi siginma kampi yasam alani gayet guzel. Buraya mutlaka gitmelisiniz.

World Peace Pagoda

Yaklasik 1113 metre yukseklikte Japonlar tarafindan yapilmis bir Budist Tapinagi. Tapinaga cikmaniz icin epey tirmanmaniz gerekiyor ama ulastiginizda gordugunuz muhtesem manzara tum yorgunlugunuzu unutturuyor. Donuste asagi indiginizde tekne ile karsiya gecmek durumundasiniz. Pek keyifli oluyor… 2 kisi 420 RPI.

Sarangot

Peace Pagoda’nin hemen karsi tepesi. Yuksekligi yaklasik 1500 metre… Zorlu sayilabilecek bir yuruyus rotasi hele de ogle sicaginda. Yaklasik 2 saatte en tepeye cikiyorsunuz. Ve sansliysaniz Himalayalarin muhtesem yuzunu goroyorsunuz. View pointe giris 50 RPI. Bir de bizim gibi sansliysaniz donuste otostopla merkeze ulasabilirsiniz. Tabi bizim sansimiza kepce cikti ama olsun cok eglenceliydi 🙂

20160615_180235

Begnas Golu

Pokhara merkeze yaklasik 14 km mesafede. Motor kiralayip gidebilirsiniz. Gercekten cok keyifli oluyor. Yukarida daha once belirttigim gibi motor kiralamak icin pasaporta ve ehliyete ihtiyaciniz var. Kiralama ucreti gunluk 700 RPI.

Ve Tabi ki Annapurna Base Camp… Ancak onu ayrica yazacagim 🙂

Simdilik esen kaliniz…

Instagram: https://www.instagram.com/didemmollaoglu

Facebook: https://www.facebook.com/didem.mollaoglu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ask Yourself Who Am I!

Ask Yourself Who Am I!

2 Temmuz 2016

Varanasi-Agra Treni

Yola koyulalı 1 ay oldu. En son yazdığımda uçaktaydım ve Katmandu’ya gidiyordum. Sımdı Hındıstan’da trendeyim. Varanasi’den Taj Mahal’in şehri Agra’ya dusuk sinifta yolculuk ediyorum. 75 kişilik leş mi leş bir vagonda, tepemde kirden gözükmeyen pervanelerle yolculuk ediyorum. Yaklaşık 12 saat sürecek (17 saat surdu :)). Kendı yatağından başka yatakta uyuyamayan, çok sevdiği yatağından seromoniyle ayrılan ben şimdi bedava verseler seyahat etmem dediğim trende Agra’ya gidiyorum. 

Seyahat ettigimiz 50 kisilik vagon
Seyahat ettigimiz 75 kisilik vagon
3 katli ranzalarin en ustunde yolculuk yaptik
3 katli ranzalarin en ustunde yolculuk yaptık
Seyahat ettigimiz trenin tuvaleti. Cogunluk ciplak ayakla giriyor bu tuvaletlere
Seyahat ettigimiz trenin tuvaleti. Cogunluk ciplak ayakla giriyor bu tuvaletlere

Mesela az önce yatağıma -ne kadar yatak denirse -uçan bir böcek kondu… Vakti Zamanında Gecenin 2’sinde evde böcek var diye annesini  aramış bi insan evladı olarak az önce böceğin hakkindan geldim. Hakkindan geldim derken, öldürmedim, ufak bi parmak hareketiyle yere postalıyıverdim. Ne kadar korktugum, yapamam dediğim şey varsa şu an hepsiyle yüzleşiyorum ve “seve seve!” yapıyorum 🙂 İlk Katmandu’ya indiğimde yaşadığım şoku hatırlıyorum. Kornalar, pis tuvaletler, yola balgam atan kadın ve erkekler… Otobüslerde kapıdan sarkan, elleriyle yemek yiyen insanlar, metrobüsü mumla aratan otobüsler. 1. Haftamın sonunda elimle yemek de yedim, otobüsün üstünde kirin tozun içinde Nepallilerle 3 saat yolculuk da yaptım. Ben burda tuvalete giremem dediğim yerlerde tuvalete de girdim, elektriksiz köylerde de kaldım, Annapurna’da hava 0 dereceyken buz gibi suda duş da aldım. 3 gün ıslak ayakkabı, çorap ve kıyafetlerle kilometrelerce yol da yürüdüm, yapışan sülükleri temizledim (Ahmetïn de yardimlarini es gecmeyeyim), hiç bir tecrübem olmadığı halde dimdik tepeleri tırmandım. 7 günde. 85 km yol yürüdüm ve 4130 metrelik Annapurna’da Base Campa çıktım. Everest’e çıkmış havası yaratmış olabilirim ama benim gibi biri için bir nevi Everest’ti 🙂

3 gun boyunca siril siklam olmus vaziyette yuruduk
3 gun boyunca siril siklam olmus vaziyette yuruduk

Tüm bunları yaşarken, tecrübe ederken sınırlarımı/korkularimi tek tek aştığımı görmek, değiştiğimi görmek, vazgeçmediğimi ve mücadele ettiğimi, en onemlisi tum bunlari yaparken de keyif aldigimi gormek inanın kırmızı kurdeleli karne almış çocuk gibi sevindirdi beni. Yaş 38 ama işte insan bir şeyi başardığında da yine çocuk gibi seviniyo 🙂 

Annapurna Base Camp’a vardığımızda sisten metrelerce ötesini bile göremiyorken, ertesi gün görüp göremeyecegimiz bile belli değilken, ben Annapurna’ya ulaşmanın, yolda gördüğüm muhteşem manzaraların ve insanların mutluluğunu yaşadım. Ilk defa… Neden mi ilk defa çünkü eskiden olsa ve bana Didem bu mevsimde Annapurna’yı görme ihtimaliniz çok duşuk, çıkıp da görememek de var deselerdi inanın denemezdim bile. Şimdi ise Annapurna’yı görüp görmemek umrumda bile değildi. Sadece yolun keyfini çıkardım…. Annapurna ve saz arkadaşları da bu değişimi sevmiş olacak ki vardığımız gün birkaç metre ötesini goremezken ertesi sabah bize güzel yüzlerini gösterdiler…

Annapurna Base Camp
Annapurna Base Camp

Şimdi Hindistan’dayım… Hindistan’daki ilk durağımız Varanasi’ye Katmandu’dan 19 saatte otobüsle geldik. Normalde kirli diyeceğim otobüse ‘Aa ne kadar da temiz bi otobüs, şükürler olsun’ derken buldum kendimi 🙂

Katmandu'dan Varanasi'ye gittigimiz otobus
Katmandu’dan Varanasi’ye gittigimiz otobus

Ama meğer Varanisi’de göreceğim varmış. Meğer Nepal bir cennetmiş 🙂 Henüz 3. Günümdeyim (6 gun oldu)… Yavaş yavaş buradaki koşullara da insanlara da alışmaya çalışıyorum… Ama ne yalan soyliyim zorlaniyorum. Ama vazgecmeyecegim, eminim burası da çok şey öğretecek bana… 

Varanasi Sokaklari
Varanasi Sokaklari
Hindistan'da sokaklarda tuvaletini yapmak normal ama sadece erkekler icin
Hindistan’da sokaklarda tuvaletini yapmak normal ama sadece erkekler icin

Şimdi manyak mısın, bu kadar niye kendini zorluyosun diyenler olabilir -bazen ben de diyorum çünkü :)- Insan sınırlarını zorlamadan, korkulariyla yuzlesmeden kendi içini göremiyor, kendi içindeki potansiyeli çıkaramıyor. Zihnindeki sınırlara, korkulara hapsolup kalıyor… İşin en güzel kısmı bunca yer görürken, en önemlisi  kendimi görüyorum hem de taa  dibine kadar 🙂 

Carl Gustav Jung’un da dedigi gibi: ‘Ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine girmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün…’ 

20160702_052738_Fotor

Yola Cikarken

Yola Cikarken

Ve beklenen yolculuk başladı… Uçağa bile binebilecegimden emin degildim. Simdiyse Van uzerınden Iran sınırına gelmek uzereyiz… Bir kac saate Doha, ordan da Katmandu… Ucaktayim ama hala inanamiyorum. Geri donup baktığımda bu 4 ayda hayatımda hic yaşamadığım duyguları yasadim. Bır kısmınız biliyor ama bilmeyenler çoğunlukta… Bilinen tek şey benim bir yolculuğa ciktigim. Kimi buna dünya turu diyor kimi de tatil… Bu ne bi dünya turu ne de tatil… Bu sadece yeni deneyimler yasayacağım, hayatımın essiz bir donemi… Belki 1 ay sonra belki daha sonra donecegım. Bası sonu belli olmayan, hakimiyeti tamamen evrende olan bir yolculuk…

4 ay önce hıc bekledıgım bir anda isten çıkarılmamla başladı macera… Isten çıkarıldığım gunun sabahi 2 yakın arkadasıma, “Bunların beni isten çıkaracakları yok, karar verdim para biriktirip, 1 yıl sonra seyahate çıkacağım” dememin ardından 5 saat sonra işten çıkarıldım. Isin ozu denize girmek istiyordum ama soguk diye bir turlu cesaret edemiyordum ve Evren arkadamdan itti 🙂  Tabi buz gibi suya girmenin vermis oldugu sok ve saskinlikla bir muddet kalakaldim 🙂 Seyahate cikmak hayalimdi. Ilk iş dünya turunda olan ‘Bi Dünya Yol’ sayfasının seyyahı Tulay’i aramak oldu. Tulay, ‘Hiç vakit kaybetme ve yola çık’ dedi. Bunca yıl bu seyahatin hayalini kuran, bos buldugu her vakitte dunya seyahatinde olan gezginlerin bloglarini okuyan ben cakildim kaldım. Evime çakıldım, kedime çakıldım, arkadaşlarıma, aileme… Aidiyet duygusu olmadigini iddia eden ben, herseye karşı ait olduğumu hissetmeye başladım. Tum korkularim, cocuklugumdan itibaren bana ogretilmis, dayatilmis ne varsa hepsi su yuzune cikti. Bir müddet Akyaka, Seferihisar arası gittim geldim. Ama ne olduysa evimden, arkadaslarimdan, ailemden ayrılamadım. Evim derken yanlış anlaşılmasın, ev benim değil kira (idi) 🙂 Her bir eşyasını özenerek aldığım, balkonu yeşile bakan, sabahları horoz sesiyle uyandığım evi bırakamadım. Bir yandan kirayi odemeye devam ederken, bi arkadaşıma evi kiralayayım dedim ama arkadaşımı arayıp hadi sen gel ben de seyahate çıkayım diyemedim… Cunku karsimdaki dev belirsizlik beni cok korkutuyordu. Cunku duzenimi bozmak sacma geliyordu…O yuzden siki siki sarilimistim elimde ne varsa… Aslinda basarisiz olmaktan korkuyordum, her seyi yuzume gozume bulastirmaktan, elimdeki her seyi kaybetmekten… Kac kisiyle konustum bilmiyorum bu zamanda, kac kisinin fikrini aldim. Butun yakin arkdaslarimin git demesine ragmen, 3 ay ne yapacagimi bilemeden dolandim…

Sonra bir gün cok sevdigim ev sahibim Nalan Hanım aradı. İşten ayrıldığımı bilmiyordu, kirayı da yatırmıştım, peki ayın ortasında niye arıyordu? Nalan Hanım, evi satışa çıkarmak istediklerini söyledi. İşten çıkarıldığım günkü gibi bana yine bi kal geldi 🙂 38 yıllık ömrümde evrenin can hıraş benim için çalıştığına ilk defa şahit oluyordum. Tabi bu beni çok duygulandırdı tahmin edersiniz. Koala gibi yapıştığım evim satılıyordu. Bi yandan gülme bi yandan ağlama krizi ile duygu şelalesinin en fantastiğini yaşadım. O sırada Akyaka’daydım ve beni seyahat konusunda cesaretlendiren pek sevgili Tolga, ‘bırak artık, sat herşeyi’ dedi. Ozel çizdiğim ve bi dünya para verdiğim yemek masamı, antika dolabımı, yatağımı satmamı söyledi… Bana söyledi. Ertesi gün İstanbul’a döndüğümde herşeyimi satmaya karar verdim. 2 hafta içinde eşyalarımı sattım ve kedimi sahiplendirdim.

Tahminimden sancılı oldu… Eşya nedir ki diyen ben satılan her eşyanın ardından ağladım. Ve tüm bu süreçte gördüm ki ben tam bir tüketiciymişim. Sisteme, tüketime karşı çıkan ben meğer sistemin has elemanıymışım. Hiç giymediğim 8 battal boy çöp poşeti kıyafeti ve su an seyahat icin yanıma aldıgim 10 kiloluk çantayı düşünürseniz epey traji komik. Toplantı var diye almışım, düğüne gidicem diye almışım. Almişim da almisim. Dolaplarda durunca, gözüme gözükmeyince yok saymışım, tüketmiyorum sanmışım. 

Esyalarimi sattiktan ve evime veda ettikten sonra asla hakkini odeyemeyecegim en yakin arkadasim Hale’de 1 ay boyunca 1 valiz esyayla ile kaldim… İnsanoğlu herşeye alışıyor da en önemlisi az eşya ile de gayet hayatta kalıyor, ölmuyormuş. Artik bir evim yok, esyalarim da yok… Hatta bir kedim bile yok, anliyor musunuz 🙂
4 ay boyunca yasadigim yuzlesmeler, inisler ve cikislar… yasadigim her sey cok sey ogretti bana… Ve simdi internette özenerek okuduğum insanların yaptıklarını ben yapiyorum, en buyuk hayalimi gerceklestiriyorum. Ama inanın hic kolay olmadı bunu yapmak. Omuzunda ağladigim, omzuna ulaşamayıp telefonla arayip, ağladigim dostalarim şahidimdir.
Şimdi bi yola çıkıyorum. Nereye gideceğini bilmediğim. Kontrol frik ve mukemmelliyetci bi ruh hastasi olarak hayatımda ilk defa plan yapmadan kendimi evrenin güzel kollarına bırakıyorum. Eminim beni çıkardığı bu yolda, güzel şeyler tecrübe edeceğim…Bu süreçte anladim ki dostlariniz ve aileniz yaninizdaysa, size  hic bir sey olmaz… yanımda olan, beni cesaretlendiren, destekleyen, her yapamıycam dediğimde hayır yaparsın diyen, bana güç veren aileme, dostlarima, karşıma çıkan güzel insanlara, yolda olanlara çok teşekkürler…
Ot Yesem Yaylalarda, Bana Ne Lazim Borek!

Ot Yesem Yaylalarda, Bana Ne Lazim Borek!

Hep hircin derler onun icin… Tersi terstir… Pusludur cogu zaman, pek gostermez kendini… Ama icinde ne deliligi vardir onun, ne de pusu… Kivrila kivrila ciktigin yollarinda seni kucaklar yesiliyle, gurul gurul akan selaleri ile… Cocukluk hayalimin gerceklesmesine gunler kala evren bir hayalimi daha gerceklestiriyor surpriz bir sekilde 🙂 Bu kez Bukla Tur’la Dogu Karadeniz’deyim…

Trabzon’a indigimizde bekledigimiz o hircin yuzunu gosteriyor Karadeniz… Hava hem sisli hem de yagmurlu. Sanki gucunu kanitlamak istiyor bize… Arka fonda Gokhan Birden’den Uskut Dagi caliyor. Daha once hic duymadigim bu sarki, Karadeniz gezimize damgasina vuruyor… Iste hayatimda iz birakan ve muhtesem gecen 4 gunun detaylari…

1.Gun

Ayasofya Camii:

Ayasofya Camii 12.yy’da Trabzon Imparatorlugu’nu kuran Komnenos Ailesi tarafindan yaptirilmis. Trabzon’un en onemli kliselerinden biri. Ancak etrafta onca camii olmasina ragmen 2 yil once camiiye cevirilmis. Ayasofya’nin anlami kutsal bilgelik, Isa’ya ithafen yapilan anlamina geliyor. Turkiye’de 3 Ayasofya Klisesi bulunuyor. Bunlardan biri Istanbul’da digeri de Nevsehir’de bulunuyor. Kilisenin girisindeki kabartmalar Insanligin Yaratilis sahnesini temsil ediyor.

Kiliseden sonra kahvalti icin hemen Ayasofya’nin yanindaki yine ayni isimli kahvalti mekanina geciyoruz. Burasi gercekten vasat denilebilecek bir mekan, yalnizca kayganayi cok begendim. O nedenle kahvalti icin pek onermiyorum.

Mencuna Şelalesi

Uzun suren yolculugun sonunda Artvin’in Arhavi ilcesindeki Mencuna Selalesi’ne variyoruz. Mencuna Selalesi’ne 18. yy’da yapilan Ciftekopru’yu gecip, orman icinden yapacaginiz yarim saatlik bir yuruyusle varabiliyorsunuz. Yesil, daracik yollardan yururken biraz yorulabilirsiniz ama gordugunuz manzara gercekten tum yorgunlugunuzu aliyor…

 

20160519_144025

Selaleden sonra uzunca bir yol gidiyoruz. Fazlasiyla islanmis ve usumusuz, ac da olunca biraz huysuzlanmaya basliyoruz. Neyse ki Hopa’da ogle yemegi yiyecegimiz Ustabas Restorani’na variyoruz. Cag Kebabi ve Karadeniz pidesi yiyoruz. Cag Kebabi cok iyi degildi ama guzel bir Karadeniz pidesi yemek istiyorsaniz kesinlikle dogru adres 🙂 Kisi basi 20 TL.

Gurcu Pazari / (Hopa)

Macahal’deki otelimize gitmeden once biraz alkol stogu yapmak icin bir Tekel’e girip Gurcu Sarabi olup olmadigini sormamla ogrendim Gurcu Pazarini. Sagolsunlar tarif ettiler. Hopa’da her gun Gurcu Kadinlarin kurdugu pazar Belediye’nin hemen arkasinda kuruluyor. Peynirden yumurtaya, alkolden konserveye kadar bir cok sey mevcut. Biz Gurculerin kirmizi ev sarabi ve meshur Caca’sindan alip Macahale’e dogru yola koyuluyoruz.

Hava hafiften kararmak uzere, yagmur yagmaya devam ediyor. Tek dilegimiz ertesi gun gunesin yuzunu gostermesi, yol boyunca ekipce dua ediyoruz. Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Macahel’deki otelimize variyoruz.

Greeroof Otel

Greenroof Otel yine orali bir aile tarafindan yapilmis, ahsap bir otel. Otele ayakkabi ile girmek yasak, oldukca sirin ve sicak bir yer. Otelin sahibinin ev yapimi Karadeniz yemekleri ile biraz da olsa kendimize geliyoruz. Yemek sonrasi Gurcu Sarabina 1 kapak da Caca eklemek suretiyle servis soforumuz Bayram abi tarafindan lakabim “kapakci”oluyor ve gecemiz rehberimiz Sadik’in bize horon ogretmesiyle son buluyor 🙂

IMG_8219

( Greenroof Otel’in manzarasi)

2.gun

Sabah erkenden uyaniyoruz… Hava gunesli, Macahel’in sirtlarini sis yavasca opuyor. Muhtesem bir manzara… Uzunca bir sure sadece bakiyorum ve baska hic bir sey dusunmuyorum. Kahvaltidan sonra Maral Selalesi’ne dogru 1 saatlik bir yuruyus yapiyoruz. Zaman zaman zorlu, zaman zaman kolay bir yuruyus parkuru. Etrafa bakinmaktan ve fotograf cekmekten yuruyus suremiz uzasa da her bir anin keyfine variyoruz.  Hava iyiden iyiye isiniyor. Selale’nin oldugu yere geldigimizde seyir terasindan muhtesem manzarayla mest oluyoruz. Selale kenarina inmek biraz zor ama sakatlik cikmadan inmeyi basariyoruz. Ekipteki bazi cilginlar selalenin buz gibi sularina kendilerini atiyorlar, bize de onlari fotograflamak kaliyor 🙂

IMG_8256

IMG_8271

IMG_8271

Seyir terasina tekrar ciktigimizda, Rehberimiz Sadik kulebeyi aciyor. Lara ve Kadriye Hanim’la birlikte hepimize cay ve kahve yapiyorlar. Keyfime diyecek yok. Bir yandan gurleyen selalenin sesi, bir yandan yesilin binbir tonu. Dogada olmak iyi geliyor.

Otele yuruyerek donuyoruz… Esyalarimizi toparlayip ogle yemegi icin Borcka’daki Iremit Pansiyon’a gidiyoruz. Sevda Abla’nin kendi elleriyle yaptigi tursu kavurma, Gurcu yahnisi ve ev yapimi baklava muthis. Neredeyse hic konusmadan buyuk bir istahla yemekleri yiyoruz. Fiyatlar kisi basi 30 TL.

Maral Koyu / Iremit Camii

Yemegimizi yedikten sonra yol uzerinde Maral Koyu’ndeki Iremit Camii’ne gidiyoruz. Bu camiinin ilk yapilis tarihi bilinmiyor. 1965’te yikilip tekrar su andaki mevcut camii yapilmis. Icerisindeki oyma ve suslemeler daha onceki camiiden orjinal alinarak tekrar monte edilmis. Suslemeler ve boyamalar o kadar etkileyici ki hayran kalmamak elde degil.

 

20160520_140554

20160520_140937

Borcka Karagol

Karagol’e gitmek icin yine yollara dusuyoruz. Programin biraz gerisindeyiz. Rehberlerimiz Sadik ve Baran bu saatlerde gole sis indigini ve havanin kapali olabilecegini soyluyor. 1,5 saat suren yolculukta gozumuzu kirpmadan dogayi seyrediyoruz tabi ki soforumuz Bayram Abi’nin muhtesem Karadeniz muzikleriyle…

Hafif sis cokmeye baslasa da Karadeniz bizi sevecek olmali ki gole indigimizde hava tamamen aciliyor. Golun, gokyuzunun ve agaclarin rengi birbirine karismis. Bir film karesi gibi onumuzde tum guzelligiyle duruyor. Saatlerce baksaniz, sikilmayacaginiz bir manzara. Ben ne desem bos. Vaktiniz varsa golun etrafinda bir tur atin, hayatin tum kosturmacasini unutup, zamanin durdugu Karagol’un keyfini cikarin.

20160520_170807

 

Oberj Otel

Atlari baglayin, geceyi burada gecirecegiz 🙂 Oberj Otel Rize’nin Ayder Yaylas’inda Bukla Tur’un islettigi sirin mi sirin bir otel. Otel kurallari Bukla Tur’un rehberleri gibi pek espirili yazilmis. Espirili derken siz gulesiniz diye degil, gayet ciddiler J Aksam yemeginde alabalik ve yine Karadeniz mutfaginin leziz yemekleri var. Tum gunun yorgunlugu cikiyor, ertesi gunku yogun tur icin herkes odalarina cekiliyor.

20160521_073248

3.Gun

Gun yine erken basliyor. Ama benim icin daha erken. Sabah 5.30’da uyanip, kendimi disariya atiyorum. Gunes doguyor Ayder Yaylasi’nin eteklerinin ardindan. Sadece kus sesi ve eriyen karlarla olusan selalelerin sesi. Mis gibi, tertemiz hava… Nefes aldigimi hissediyorum.

Elevit Yaylasi

Yuruyus sonrasi ekiple birlikte kahvalti yapiyoruz ve Elevit Yaylasi’na gitmek uzere yola koyuluyoruz. Elevit, Camlihemsin’e bagli 1800 metre yukseklikte olan bir yayla. Burada Karadeniz’in tipik yayla evlerini gorebilirsiniz. Bu koyde yasayan koylerin tapulari yok, devlet koylulere oturma izni vermis. Ben Elevit’e yerlesecegim derseniz yerlesemiyorsunuz. Zira Karadeniz’de mal satmak yok. Ancak Karadenizli biriyle evlenirseniz, buralarda yasayabiliyorsunuz.

IMG_8326

IMG_8331

Koye tepeden baktigimda, insanlarin buraya nasil geldiklerini dusunuyorum ister istemez. Aracla zor geldigimiz bu yerlere insanlar zamaninda hayvanlariyla yuruyerek gelirmis. Karadeniz insaninin bu kadar saglikli olmasinin bir nedeni var elbet… Koyu dolasirken “Yok Yok Bakkaliyesi”ni goruyoruz. Sahibi artik rahbetli olmus, koyu bir Fenerbahce taraftariymis.

IMG_8329

Cat Koyu

Elevit Yaylasi’ndan sonra Zilkale’den gecip Cat Koyu’ne gidiyoruz. Burasi vadinin ustunde bir platoya kurulmus, eski ahsap evler  ve konaklarla suslu ve ozellikle manzarasi mukemmel bir yer. Gerci Karadeniz’deyseniz gordugunuz her yer icin mukemmel tanimini kullanabilirsiniz.

Palovit Şelalesi

Zilkale Harabesi’ni gectikten sonra baslayan selale, Karadeniz’in debisi en yuksek selalesi. 15 metre yuksekliklikten akan selaleyi seyir terasindan izleyebiliyorsunuz. Ancak son yillarda baslatilan baraj calismalari, her yaylaya yol projeleri Karadeniz’in dogasini da tehdit ediyor.

IMG_8334

Makrevis Koyu

Palovit’ten ayrildiktan sonra ogle yemegi icin Makrevis koyune dogru yola cikiyoruz. Yol biraz uzun suruyor, yorgunuz ve aciz. Epey sapa yollardan geciyoruz ve ben ac olmam sebebiyle giderek huysuzlaniyorum. Cunku acken ben, ben degilim 🙂 Acliktan olacak Bukla Tur’un ozellikle Dogu Karadeniz Turlarinin piri oldugunu unutuyorum. Muhtesem bir konaga geliyoruz, manzarasi yesil bir vadiye bakiyor. Basoglu Ailesi 60 yillik aileden kalma konaklarini restore edip, café ve pansiyon yapmislar. Pansiyon henuz hizmet vermiyor ama birbirinden hamaratli Basoglu Ailesi’nin kadinlari inanilmaz bir ziyafet sunuyor. Ozellikle bu zamana kadar yedigimiz en iyi kuymagi burada yiyoruz. Karincalar gibi onumuze ne konursa saniyeler icinde zevkle tuketiyoruz. Lezzetli yemekleri kadar Basoglu Ailesinin guler yuzu ve misafirperverligi ile iyice keyifleniyoruz. Kisi basi fiyat: 30 TL

20160521_161054

 

20160521_160805

Yemegimizi yedikten sonra otelimize geri donuyoruz. Aksam senlik var. Bukla’nin Karadenizli rehberleri ile horon tepiyoruz. Beni biraksalar sabaha kadar horon tepebilirim, o kadar egleniyorum J Bukla’nin neden bu kadar iyi oldugunu bir kez daha anliyorum. Isini cok seven, dogaya hayran rehberleri bize unutulmaz bir gece yasatiyor.

4.Gun

Kuntz Yaylasi

Gun yine erken basliyor benim icin… Gun dogumuyla kalkiyorum… Ekiple birlikte guzelce kahvalti yaptiktan sonra otelden yuruyerek Kuntz Yaylasi’nda kisa bir yuruyus yapiyoruz. Rehberimiz Sadik yuruyus sirasinda agac turlerini ve agaclarin tepelerinde gordugumuz bal kovanlarini anlatiyor. Karakovan bali gun gectikce azalan pek zahmetli bir aricilik turu. Karakovan ariciligi agaclarin dallarinda yapilan iskelelere kuruluyor, halatlarla agaclara cekilen karakovanlar, iskeleye sabitlenirken ruzgarin ve gunesin yonune gore arilarin sevdigi gibi sabitleniyor. Gercekten inanilmaz bir emek var, bu yuzden de karakovan bali cok pahali.

20160522_094848

Tar Deresi / Bulut Selalesi

Yuruyusumuzu tamamladiktan sonra artik Ayder’den ayrilma vakti. Aracla Tar Deresi’ne dogru yola cikiyoruz. Tar Deresi boyunca Bulut Selalesi’ne gitmek icin 2 km.’lik bir yol yuruyoruz. Selalenin isminin neden Bulut oldugunu gorunce anliyoruz. Yaklasik 280 metre yukseklikten uc kademe halinde dusen selale gercekten gorkemli. Tar Deresi uzerindeki Bulut Selalesi’nin macerali yolculugu Kackar Daglari’ndan basliyor. Kackarlari’in en buyuk golu olan Ambarli’dan cikan sular farkli dereciklerle birleserek Tar Deresi’ni  meydana getiriyor. Ozellikle kopruye geldiginizde uzaktan sadece selaleyi izleyin. Karadeniz’in coskunlugunun melodisini taa bu derelerden ve selalelerden duyabiliyorsunuz.

20160522_131629

Lale Restoran

Kavurma ve kuru fasulye icin dogru adres J Cayeli’nin eski esnaf restoranlarindan biri. Kuru fasulyesi gercekten muhtesem. Kuymak’in hasini Makrevis’te yedigimiz icin burada yapilan kuymagi cok begenmiyoruz. O nedenle sadece onerim kuru fasulye, pilav ve kavurma olur. Fiyatlari ise kisi basi 20-30 TL arasi degisiyor.

Artik donme vakti… Trabzon’a vardigimizda ucak saatine kadar sehir merkezinde biraz oyalaniyoruz. Ve 3 gun boyunca guzel olan hava, bizim gitmemizden oturu olsa gerek bozuluyor ve sagnak yagmur basliyor. Ne sansliyiz derken ucagin rotarli kalkacagini ogreniyoruz ve aksam yemegi icin havaalaninin hemen karsisindaki Ibo’nun yerine gidiyoruz. Et sevenler icin ideal mekan, kesinlikle tavsiye edilir. Alkolsuz yaklasik 30 TL civari, alkol alirsaniz sayet 60 TL gibi bir hesap oduyorsunuz..

THY’nin 5 saatlik rotariyla gezi sonunda biraz sinirler gerilse de havaalaninda horon tepip, sarkilar soyleyerek Karadeniz’e veda ediyoruz. Eger hala Karadeniz’e gitmediyseniz, en kisa zamanda seyahat planiniza almaninizi oneririm. Eger turla gitmek isterseniz Bukla Tur’un web sitesindeki turlara bir goz atin derim…

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

Doğu Ekspresi treninin son durağı, Doğu’nun masallar şehri Kars… Hem doğasıyla hem insanıyla hem de Baltık mimarisinin en güzel örnekleriyle büyüleyici bir şehir… 2 günlük bir seyahatin, bu kadar keyifli geçeceğini kim tahmin edebilirdi. Ama işte Kars sizi şaşırtıyor. Türkiye’nin en güzel kış fotoğraflarının çekildiği bu güzel şehre 2 günlük bir hafta sonu kaçamağı inanın çok iyi gelecek. Ama tabi bir de Doğu Ekspresi tecrübesi yaşamak isterseniz +2 gün daha eklemeniz gerek seyahatinize…

Kars’ta Görülecek Yerler

Ani Antik Kenti (Ani Harabeleri)

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

Doğu Ekspresi treninin son durağı, Doğu’nun masallar şehri Kars… Hem doğasıyla hem insanıyla hem de Baltık mimarisinin en güzel örnekleriyle büyüleyici bir şehir… 2 günlük bir seyahatin, bu kadar keyifli geçeceğini kim tahmin edebilirdi. Ama işte Kars sizi şaşırtıyor. Türkiye’nin en güzel kış fotoğraflarının çekildiği bu güzel şehre 2 günlük bir hafta sonu kaçamağı inanın çok iyi gelecek. Ama tabi bir de Doğu Ekspresi tecrübesi yaşamak isterseniz +2 gün daha eklemeniz gerek seyahatinize…

Kars’ta Görülecek Yerler

Ani Antik Kenti (Ani Harabeleri)

Şehir merkezinden 48 km uzaklıkta olan Ani Kenti, Türkiye – Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay nehrinin kenarında, İpek Yolu üzerine kurulmuş yaklaşık 100 bin nüfuslu bir ticaret şehriymiş zamanında. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış Ani Antik Kenti, 16 tane kapısı olan bir sur ile çevriliymiş. Önemli bir ticaret kenti olan Ani, gerek depremler ve savaşlar gerekse yıldırım düşmesi sonucunda epey hasar görmüş. Antik kentte sadece 8 kilise ve Selçuklular zamanında yapılan Anadolu’nun ilk camisi Ebul Manucehr Camii ayakta kalabilmiş. Ani’nin hemen karşısında, Ermenistan sınırı içindeki taş ocağında patlatılan dinamitler ise maalesef antik kente zarar vermeye devam ediyor. Aniye giriş 8 TL, Müze Kart da geçerli.

(Arpaçay)

 

(Etrafta yabani ot toplayan tatlı teyze ile amca)

Kars sınırları içinde mi yoksa Ardahan sınırları içinde mi tartışmalarına konu olan meşhur Çıldır Gölü’nü görmeden Kars’ı gördüm demeyin. Şehir merkezine yaklaşık 70 km (1.5 saat) uzaklıkta olan göl Van Gölü’nden sonra Doğu Anadolu’nun en büyük tatlı su ve en büyük ikinci gölü. Göl, Aralık ayında donmaya başlıyor. Ocak ve Şubat aylarında buzun kalınlığı 30 cm.yi buluyor. Eskimo tarzı balık avlama, atlı kızakları, cirit yarışları ve doğal güzelliğiyle son yıllarda özellikle fotoğrafçıların akınına uğruyor. Şubat ayındaki festival de çok ilgi çekiyor. Özellikle gün batımında buz üzerinde oluşan yansımalarla olağanüstü manzaralara şahitlik ediyorsunuz. Buz tutmuş Çıldır Gölü için en güzel zaman Ocak ve Şubat ayları.

 

Şehir Merkezi

Kars’ı diğer Anadolu şehirlerinden ayıran en büyük özelliği 40 yıllık Rus işgali sırasında yapılan ve Baltık mimarisinin en güzel örneklerini yansıtan binaları ve geniş caddeleri. Şehri yürüyerek çok rahat gezebilirsiniz. İsterseniz Yeniçeri Vadisindeki köprüden, ister 1905 yılında Ruslar tarafından yapılan Alexander Levski Katedrali daha sonra 1985 yılında camiye dönüştürülen Fethiye Camii’den yürüyüş rotanıza başlayabilirsiniz. Kars Belediyesi Eski Binası, Eski Rus Konsolosluğu Binası, İsmet Paşa İlk Öğretim Okulu, Anadolu Lisesi, Eski Vali Konağı, Defterdarlık, Sağlık Müdürlüğü Binaları, Tuncer Güvensoy Evi şehrin en güzel binaları arasında yer alıyor. Dilerseniz Kars Kalesi’ne de çıkabilirsiniz ancak şehrin yukarıdan görüntüsü aşağıdaki binaların güzelliği kadar güzel değil…

 

(Defterdarlık Binası)

Nerede/ Ne Yemeli

Kamer

Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde Kadın haklarını savunmak için kurulmuş Kamer Derneği’nin restoranı Kamer, şehrin yöresel lezzetlerini bulabileceğiz çok güzel bir yer. Rus böreği priyoşki ve Kars’a özgü Hangel mantısını mutlaka denemelisiniz. Kişi başı yaklaşık 20 TL civarı.

 

(Kamer)

Hanımeli Lokantası

Emniyet Müdürlüğü Binası’nın hemen karşısında olan bu şirin mekanın sahipleri Kars’a özgü yemekleri yaşatmaya adamışlar kendilerini. Kars’ta hiçbir restoranda bulamayacağız yöresel lezzetleri burada bulmanız mümkün ve yemekler de gerçekten çok lezzetli. Burada erişte aşı içebilir, piti yiyebilirsiniz, meyve suyu olarak Reyhan otundan yapılan Reyhane içebilirsiniz. Ayrıca aniden gelen misafir anlamına gelen Gafir Konak tatlısını da şiddetle tavsiye ederim. Fiyatlar yaklaşık kişi başı 40 TL.

(Hanımeli Lokantası)

Atalay’ın Yeri

Çıldır Gölü’nün meşhur Sarı Balık’ını diğer adıyla Aynalı Sazan’ını göl kenarında bulunan Atalay’ın yerinde muhteşem göl manzarası eşliğinde yiyebilirsiniz. Fiyatlar yaklaşık kişi başı 50 TL (rakı dahil).

 

Kenan Abi’nin Yeri

Kars’a gidince kaz yemeden dönmek olmaz. Şehrin en güzel kazını da Ani Köyü’nde yaşayan Kenan Abi yapıyor. Köye gittiğinizde kime sorsanız gösterir. Kızları ve eşi pişiriyor kazı ve muhteşem bulgur pilavı ve ev yapımı yoğurtla ikram ediyorlar. Kişi başı 60 TL civarında.

 

(Kenan Abi)

Zeliha’nın Yeri

Eğer Kars’ın meşhur peynirlerinden, balından ve siyah çekirdeğinden alacaksanız Zeliha Hanım’a mutlaka uğramalısınız. Zeliha Hanım’ın güler yüzü ve hoş sohbeti yanında gerçekten kaliteli ürünler de tatmış olursunuz. Dilerseniz kargo ile de ürünleri gönderebiliyor. Zeliha’nın yeri Cheltikov Oteli’nin hemen karşısı, fiyatları da gayet makul.

Konaklama

Eğer bütçeniz uygunsa, tarihi bir yerde kalayım paraya da kıyayım diyorsanız Katerina Otel veya Cheltikov Otel’de konaklayabilirsiniz. Ancak uygun bir yer arıyorsanız şehir merkezinde bulunan Otel Kafkasya’da konaklayabilirsiniz.

 

(Katerina Otel)

 

(Cheltikov Otel)

Ulaşım

Şehiriçi ulaşım

Ani Antik Şehri, Çıldır Gölü’ne gitmek için mutlaka araç kiralamalısınız.

Kars’a ulaşım

Vaktiniz kısıtlıysa Türk Hava Yolları’nın veya Pegasus Havayolları’nın tarifeli uçakları ile AHL’den veya SAW’dan uçabilirsiniz.

Ancak az biraz daha vaktim var diyorsanız mutlaka Kars’tan Ankara’ya giden Doğu Ekspresi ile yolculuk yapmalısınız. En azından dönüşü trenle yapabilir, yol boyunca doğanın müthiş güzelliğini seyredebilirsiniz. Ancak tabi maalesef trenlerde artık alkol bulunmuyor, restoran bölümü de eskisi kadar iyi değil. Ancak yine de kesinlikle değer.

 

 

 

BERLIN ÜSTÜ AMSTERDAM

BERLIN ÜSTÜ AMSTERDAM

BERLIN ÜSTÜ AMSTERDAM

Geçen yıl Berlin’e ilk gidişim iş seyahati nedeniyle olmuştu. Fuar başlamadan 2 gün önce gidip, Berlin’in altını üstü getirmiştim. Temmuz’da da Pearl Jam konseri için ikinci kez gitmiş, bu kez Berlin’i tam bir Berliner gibi gezmiştik.

Yine fuar geldi, Berlin’e gitme zamanı… Fuar başlamadan bir gün önce gittiğim için bu kez Berlin’de çok vaktim yok. O nedenle Berlin’e dair daha çok mekan önerileri bulacaksınız bu kez… Sonrasında da 3 günlük Amsterdam macerası gelecek…

Sanki memlekete gelmiş gibi hissediyorum… Avrupa şehirlerinin hepsini görmedim ama Berlin gerçekten ayrı bir yerde benim için… Hani neredeyse 2 yıl kaldığım Londra’nın pabucunu dama atacak.

Şehrin enteresan bir havası var… tam anlatamadığım… Neyse uzatmayayım… Uçaktan inince karlı bir havayla karşı karşıyayım bu kez. Geçen yıl aynı dönemde güneşle karşılayan Berlin, bu kez gerçek yüzünü gösteriyor.

İşte öneriler….


Mauerpark (Berlin’in En Güzel Bit Pazarı)
Eşyaları otele atıp, kar kıyamet demeden daha önce gidemediğim Berlin’in en büyük bit pazarına gidiyorum; Mauerpark (Bernauer strasse 63-64) Bu pazarda yok yok… ikinci el eşyalardan antikalara, tasarım giysilerden takılara kadar birçok şey bulunuyor… özellikle ikinci el eşya ve plak tutkunları için bir cennet. 2 EUR’dan 15 EUR’ya kadar farklı fiyatlarda plaklar bulmanız mümkün. Türkiye’de Müzeyyen Senar’ın ikinci el plağının 300 TL’ye satıldığını düşürseniz, bu pazarda fiyatlar epey uygun. The Police’in albümünü 2 EUR’ya, Leonard Cohen’in albümünü ise 10 EUR’ya alıyorum. Bir de eğer kışın giderseniz, mutlaka sıcak şarap için…

Strabe de 17 Juni’ (Bir Bit Pazarı Daha)
Strabe de 17 Juni Tiergarten’in yanında… Mauerpark’la kıyaslanmayacak kadar küçük. Daha çok antika eşyaların olduğu bir pazar. Vaktiniz olursa buraya da gidebilirsiniz…

Transit (Rosenthaler Platz, 68)
Thai ve Asya restoranı. Gidecek olursanız Crispy crawn, cozy green curry ve forever young’ı tavsiye ederim. Tatlılardan da twin pearls ve creme brule 10 numara. Ufak bir not kredi kartı geçmiyor… Fiyatlar da ortalama…

Burgermeister (Bir Burger Mabedi, Oberbaumstrasse, 8)

Öğle yemeği için methini pek duyduğumuz Burgermeister’a gidiyoruz. Burası ayak üstü atıştırmalık, salaş bir mekan. Ama fanı çok fazla, şehirde en iyi burger mekanı olarak nam salmış. Fiyatlar da çok uygun gerçekten. Ayakta yemekten gocunmam diyorsanız, mutlaka buraya gidin. Bir rivayete göre eskiden tuvaletmiş 🙂 Ayrıca bu civarda oldukça güzel vintage mağazalar var, bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Cafe Gipfeltreffen (Görllitzerstrasse, 68)

Yemek sonrası kahvesi için Cafe Gipfeltreffen’e gidiyoruz. Gerçekten çok keyifli bir yer. Kahvaltı için de kesinlikte tercih edilebilir.

Monsieur Vuong (Alte Schönhauser Strasse, 46)

Yine bir Asya mutfağı… Asıl istasyon Dolares adına bir Meksika restoranıydı aslında ama hiç yer olmadığından tesadüfen bulduğumuz bu Asya restoranına giriyoruz. İlk girişte inanılmaz bir zencefil kokusu bizi karşılıyor… Mekan hoş bir yer olmakla beraber, açıkçası çok Asya mutfağı fanı olmadığım için, iki gün üst üste biraz fazla geliyor. Ama Asya mutfağı sevenler için iyi bir tercih olabilir.

Rotisserie Weingrün (Gertraundensstrasse, 10)

Tesadüfen keşfettiğim şarap evi… Gerçekten yemekler olağanüstü… Servis yavaş, ama yemekler gelince neden yavaş olduğunu anlıyorsunuz. Mutfaktaki iki aşçı sanki yemek yapmıyor, sevişiyor… Yemeğin gelmesi tabi ki yemeğe göre değişmekle birlikte 45 dk. 1 saat arası sürebiliyor. Antrikot, oktopuslu brushetta ve Katalan tatlısı tek kelimeyle muhteşemdi. Şarap olarak da Horcher Silber Cuvée aigner içtik. Fiyatlar tuzlu, ama o yemeklere ve ortama kesinlikle değer…

Cafe Am Neuen See ( Liechtenstein Allee, 2)

Bir başarılı keşif daha 🙂 Tiergarten’in içinde inanılmaz keyifli bir yer. Nehir ve orman manzarasının yanında çıtır çıtır yanan bir şömine… Yemekleri de bir o kadar başarılı… Peperoni, mantar ve biber turşulu pizzası ve kırmızı eti, şarap olarak da Cabernet Savignon fıçı şarabını tavsiye ederim… Tatlı olarak da Almanya’nın geleneksel tatlısı Kaiserschmarm veya Schwarewalder Torte deneyebilirsiniz…Fiyatları da bu ortam ve servise göre gayet makul…

White Trash Fast Food (Schönhauser Allee 6/7)

Berlin’in önde gelen rock barlarından biri…Aynı zamanda restorant.  Pink, Libertines’in solisti/gitaristi Carl Barat ve Motörhead üyesi Lenny Berlin’e geldiklerinde buraya da bir uğruyorlarmış. Aynı zamanda barın arka kısmında isterseniz dövme yaptırabiliyorsunuz. Buraya giderseniz konser öncesi bir cheeseburger götürün derim…

Berlin’deki son akşamımızı böyle kapatıyoruz ve 1 Nisan sabahı Amsterdam’a gitmek üzere hava alanına gidiyoruz. Daha önce Easy Jet’ten 50 EUR aldığımız uçak bileti cebimizde. Valizimi veriyorum ama elimde bir kamera, bir laptop, bir de el çantası var. Zira Easy Jet’i Türk Hava Yolları zannediyorum her halde… Güvenliğe geldiğim sırada görevli kadın beni durdurup, sadece 1 el bagajı diyor. Bu 3 çantanın tek bir el bagajına dönüşme ihtimalinin olmadığını söylüyorum. Ama laf anlatamıyorum. Bankoya geri dönüp, valizimi geri istiyorum, diğer çantaları da içine koymak için ama ona da izin alamıyorum. Sonra mücadele başlıyor… Yarım saat boyunca kamera ve el çantasını, laptop çantasının içine sokmaya çalışıyorum. İşin içinde inat olduğunu da itiraf edeyim. 5 kuruş para vermem o el çantaları için… Bu nedenle kan ter içinde kalıp, yarım saat uğraştıktan sonra nasıl olduysa beceriyorum ve imkansız diye bir şeyin olmadığını tecrübeyle sabitliyorum.

Kadına yüzümde gurur ifadesiyle “Ahanda 1 el çantası” diyor ve geçiyorum.
Amsterdam Macerası Başlar….

İşte özgürlükler şehri… Lalesi, yel değirmenleri bir kenara ben böyle huzurlu şehir görmedim.. Ottan mıdır başka bir şeyden midir bilmem. Ama tezatlar şehri diyebiliriz kendisine… Hani bizim memlekette olsa kim bilir hangi olaylar çıkar… Berlin’den 1 saat süren uçuşla benim tabirimle “zıbıtma” şehrine iniyoruz… İş yerinden arkadaşım İltem’le beraber eşi Erol’u bekliyoruz hava alanında. O da İstanbul’dan geliyor. İstanbul’dan gelen bir arkadaşımız daha var; Nilüfer. O da 3 yıl Amsterdam’da yaşamış. Ayrıldığından beri ilk gelişi. Bir de yine eski ofis arkadaşımız Erhan var. O da Milano’dan gelecek. Ekibe bak, herkes ayrı telden çalıyor 🙂
İltem’in eşiyle hava alanında buluştuktan sonra 3,5 EUR’luk biletimizi alıp, merkeze gidiyoruz. Yine airbnb’den bulduğum eve gidiyoruz. Ev eski bir Amsterdam evi, merkeze çok yakın. Nilüfer’le evin önünde buluşuyoruz, ev sahibinden anahtarımızı alıyoruz. Nilüfer, bizi kahvaltı için Singel 404 diye bir yere götürüyor. Evin çok yakınında. Tipik bir Dutch kahvaltısı yapmak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim, hem yemekleri çok güzel hem de fiyatı çok uygun.
Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Van Gogh Müzesi’ne gidiyoruz. Van Gogh Müzesi bir süreliğine Hermitage Müzesi’ne taşınmış. Müzeye giriş 15 EUR. Burada da Erhan’la buluşuyoruz. Ben ve Erhan müzeyi dolaşıyoruz. Şahsen Van Gogh hayranı olduğum bir ressam. Yeteneğinin yanı sıra yaşam öyküsünü de bir o kadar etkileyici bulurum.

(Hermitage Müzesi)
Müzeden sonra Leidseplein’de- ki burası Amsterdam’ın en hareketli bölgesidir- öylesine bir yerde oturup bir şeyler içiyoruz. Sonrasında Nilüfer’le buluşup, Van Puffelen adında bir restorana gidiyoruz. Klasik bir Dutch mekanıymış ve yemekleri gerçekten çok başarılıymış. Ama biz burada biralanıp, akşam yemeği için Tapas restoranını bekliyoruz.
Sonrasında önce akşam yemeği için Amsterdam’ın pek meşhur tapas restoranı Pata Negra’ya (Utrechtsestraat 124) gidiyoruz. Cuma akşamı olması sebebiyle yer bulamıyoruz. Restoran sahibi yine sahibi olduğu Cuba Cigars’ta “bekleyin size haber vereceğim” diyor. Biz de Cuba Cigars’a (Utrechtsestraat,135) geçiyoruz. Burası ufak ama epey kalabalık bir Dutch Pub’ı. İçeride sigara içilebiliyor. Yer açılıncaya kadar burada biralanıyoruz. Sonrasında Pata Negra’ya geçiyoruz. Pata Negra gerçekten salaş olmakla beraber, yemekleriyle 10 numara bir mekan. Fiyatı da gayet makul. Kesinlikle tavsiye ederim…

(Pata Negra’da gülen patates)
Nilüfer sonrasında bizi Bo Cinq diye hoş bir mekana götürüyor. Müzik ve ortam şahane. Ancak 3 saatlik uykuyla ve tüm günün yorgunluğuyla pilim bitiyor ve geceyi noktalıyorum.

Amsterdam’da İkinci Gün

Kahvaltı için bu kez İngiliz kahvaltı mekanı Greenwoods’a gidiyoruz. Pek şirin bir yer ama bir önceki gün gittiğimiz mekan çok daha başarılıydı. İngiliz mutfağını biliyorsanız zaten ne demek istediğimi tahmin ediyorsunuzdur.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra Dam Meydanı’na doğru yürüyoruz. Meydanda tabi ki en ilgi çeken yer Koninklijk Sarayı… Saray’ın hemen arkasında Nieuwe Kerk yani Yeni Kilise bulunuyor. Bu kilisede kraliyet ailesinin düğünleri yapılıyormuş..

Burada Erhan, İltem ve Erol’u bırakıp Nilüfer’le buluşmak üzere Foam Müzesi’ne gidiyorum. Burası bir fotoğraf müzesi. Fotoğrafa olan merakım yüzünden benim için mutlaka gidilmesi gereken yerler arasında… Müzede Rusya’nın ilk renkli fotoğraflarından örnekler yer alıyor. Benim için gerçekten çok enteresan bir sergi olduğunu belirtmeliyim.

Foam’dan çıktıktan sonra ekibin geri kalanı ile buluşmak için Amsterdam’ın en iyi bira mekanı olan Biercafe Arendsnest’e(Herengracht,90) gidiyoruz. Amsterdamlılar bu tür buplara “Brouw Cafe” diyor… Ben böyle geniş bir bira menüsü görmedim… Ne ararsanız var…Adamlar koca bir cilt yapmışlar. İstediğinizi seçiyorsunuz… Ben bi La Trappe-Trappist söylüyorum. Bu arada sadece Amsterdamlıların gittiği bir mekan olduğunu da belirtmeliyim.

Akşam üstü biramızı içtikten sonra yine Amsterdam’ın pek meşhur, bu yüzden de yer bulmakta zorlandığınız bir mekanına gidiyoruz; Loetje (Ruyschstraat,15) . Sabah rezervasyon için aradığımızda en az 6 kişilik gruplar için rezervasyon aldıklarını, yer bulmak istiyorsak en geç 6 gibi gelmemiz gerektiğini söylüyorlar.

Biz biraz gecikiyoruz ama çok değil 6.30’da orada oluyoruz. Size kalabalığı anlatmam mümkün değil, insanlar akın halinde geliyor. Cumartesi akşamı olmasının da tabi etkisi vardır ama meğer burası pek ünlüymüş.. Yarım saate yakın bekledikten sonra masamıza kavuşuyoruz.

Burada kesinlikle Biefstuk ossenhaas yemelisiniz. Tereyağında yavaş yavaş pişmiş biftek. Tek kelimeyle muhteşem.

Yemekten sonra ısrarımla Red Light District’e gidiyoruz. Sokağa girer girmez ot kokusu kaplıyor her yeri… Malum çoğunlukla erkek grupları var. Neredeyse her yerde İngilizler var, sonrasında ikinci çoğunluk Türkler… Tek yataklı küçük odalar ve odaların cam kapılarının önünde hatunlar. Eğer odanın perdesi kapalıysa, bilin ki iş var içeride.. Kadınların büyük kısmı üniversite öğrencisiymiş. Bu arada fotoğraf çekmek yasak, eğer olur da biri görürse başınız ciddi belaya girebilir. Ama benim gibi gizli çekmeyi becerebiliyorsanız ne ala 🙂

Neredeyse her sokağına giriyoruz.. Bu bölgede aynı zamanda “canlı seks şovlar” ve bir de Sex Müzesi var… İlgililerine söyleyeyim…

Red Light Distrtrict’ten sonra Whisky Cafe L&B’ye gidiyoruz (Korte Leidsedwarsstraat, 82-84), Leidseplein’e yürüme mesafesinde…Adından da anlaşılacağı üzerinde burada da fasikül fasikül whisky çeşitleri var. Tipik bir Dutch mekanı.. Atmosferi de çok güzel…

Amsterdam’da Üçüncü ve Son Gün

Evimize pek yakın olan Berenstratte, 19’daki Cafe Nielsen’e gidiyoruz. Yine standart kahvaltımızı ediyoruz ama ısrarla diyorum, burası da ilk gün gittiğimiz yer kadar başarılı çıkmıyor…

Yalnız bu mekanın hemen karşısında “Pancakes Amsterdam” diye bir mekan gözüme ilişiyor. Dükkanın önündeki sıraya göre değerlendirecek olursak epey iyi bir yere benziyor, aklınızda olsun…

Kahvaltımızı yaptıktan sonra tren istasyonuna gidiyoruz…İstikamet yel değirmenlerinin olduğu Zaanse Schans…Amsterdam merkezden trenle 20 dakika uzaklıkta ufak bir kasaba. Pek şirin… Hollanda’nın pek meşhur ve simgesi haline gelmiş yel değirmenlerini görebilirsiniz. Ayrıca burada yine Hollanda’nın meşhur tahta ayakkabılarını yapan bir atölye var. Burada ayakkabıların nasıl yapıldığını görebilirsiniz. Bu ayakkabıların da şöyle bir enteresan hikayesi varmış. Ucu ne kadar sivri ve uzun olursa erkekler eşlerini o kadar seviyor demekmiş.

Burada 1 saat geçirdikten sonra Amsterdam merkeze geri dönüyoruz… Ben Stedelijk Müzesi’ne gidiyorum. Giriş 17 EUR… Bu müze de Van Gogh’un, Cezanne’in, Mondrian’ın eserlerini görebilirsiniz…Ama açıkça söylemek gerekirse müzeyi pek de etkileyici bulmadığımı söylemeliyim…

Dipnot;

– Neredeyse her köşe başı coffeshop. Ne kahve bulunur burada ne alkol. Her çehit cannabis bulabilirsiniz… Turistler tarafından en çok bilineni Bulldog’tur. Ama zıbıtmayın, sorumlu bir insan evladı gibi yapın ne yapacaksanız…

– Gönül isterdi clublara gidelim, bi coşalım taşalım ama kısmet olmadı. Ev olayı bizi pek rahatlattı 🙂

– Üstün ırk diye tabir ettiğimiz, dört dörtlük varlıklar topluluğu. Bi tane de çirkin çıksın içinizden be… Yok çıkmaz! Öyle bi ırk bunlar, gayet sinir bozucu.

– Hepsi anadili gibi İngilizce konuşuyor. Hatta bir garson hem Fransızca hem İngilizce konuşuyordu. Pes dedim.

– Malum sebepten hafta sonu özellikle İngiliz akınına uğruyor Amsterdam. Bize bu kadar yakın olsa, ben de istila ederdim.

Paris yazısında belirtmiştim sonraki durak Barselona diye… Ondan sonraki durak da İrlanda 🙂

hadi eyvallah bana 🙂