Browsed by
Kategori: YURTİÇİ

Kambocya

Kambocya

Aci ve goz yasi dolu bir tarih, Kizil Khmerler… Ama Kambocya denince benim aklima Aynebilim Asevi geliyor, sabah 10’da icilen bira geliyor, avazin ciktigi kadar sarki soylemek ve hep gulen insanlari geliyor…

Neden mi Kambocya?

Boylesine aci dolu bir tarihi olup da hala gulebilen sicacik insanlari icin. Oku oku bitmez tarihi icin, Angkor Wat icin…

Nasil vize alinir?

Vizesi en kolay ulkelerden. Sinir kapisindan vizenizi alabiliyorsunuz ama iste bu sinir kapilari dolandiriciligin da volta attigi yerler. Rusvetiydi, vize gorevlisiydi ugrasmiyim mis gibi vizemi onceden alayim derseniz (https://www.evisa.gov.kh/) bu web sitesinden vizenizi alabilirsiniz. 35 USD karsiliginda 3 ay gecerli olan 1 aylik vizeniz 5 dk. icinde mail olarak size gonderilmis oluyor.

Nasil Gidilir?

Bangok aktarmali gidebilirsiniz. Tayland’dan karayolu veya trenle gecis mumkun. Rotaniza ve tercihinize gore karayoluyla mi trenle mi gideceginiz size kalmis 🙂

Nasil iletiseceksiniz?

SIM kart almadim. Wi-fi hemen hemen her yerde var. Ama ben iletisemezsem olmaz derseniz de SIM Kartlar ucuz. 2-3 Dolara 2 GB’lik paket alabilirsiniz.

Para Birimi Nedir?

Kambocya para birimi Riyel olsa da ulkede Amerikan Dolari kullaniyor. Hatta ATM’lerden para cektiginizde de dolar olarak olarak cekiyorsunuz.

Guvenli mi?

Benim basima bir sey gelmedi ancak ozellikle Phnom Penh kapkaciyla, hirsizligi ile pek meshur. Gece kuytu ve karanlik yerde yurumeyin ve yaniniza sadece harcayacaginiz kadar para alin. Sokakta yururken de oyle elinizde cep telefonu dolasmayin.

Ne zaman Gitmelisiniz?

Kasim-Subat arasi ideal zaman. Mart-Mayis arasi daha sicak oluyor.

Nerelere Gitmelisiniz?

Sihanoukville- Otres Beach: Kambocya’nin en turistik yerlerinden biri. Deniz tatili yapayim derseniz bir kac gun sahilde gecirip, sonrasinda Turk adasi olarak unlenen Koh Rong’a veya Koh Rong Saloum’a gidebilirsniz.

 

Koh Ta Kiev: Elektrik yok, wi-fi yok. Biraz dunyadan kopayim derseniz iste size issiz bir ada. Gunduz bol bol kitap okur, gece de plaktonlarla yuzebilirsiniz. Amma velakin ben gittikten sonra adayi komple kapatmislar. Fransiz bir sirket adayi 99 yilligina kiralamis ve resort yapilacagi icin 2 hostel haric diger 3 hosteli kapatmislar maalesef. Eger olur da gidebilirseniz gunu birlik turlar alin 10 USD’dan fazla da odemeyin ve Koh Ta Kiev’e bu turlarla gidin, ogle yemeginizi yedikten sonra hostelinize gidebilir ve ne zaman donmek isterseniz yine ayni yerden teknenize binip donebilirsiniz.

 

Kampot: Kambocya’da en sevdigim yerlerden biri. Nehir kenarindaki hostellerde kalmanizi oneririm. Motor kiralayip Bokor Dagi’na gidebilir, Kampot’un unlu karabiber tarlalarini gorur, Secret Lake kenarinda biranizi yudumlar, Tuz tarlalari arasinda dolasirsiniz.

 

Kep: Kampot’a yaklasik 45 dk. mesafede yengeci ile unlu kucuk kasaba. Buraya gunu birlik gidebilirsiniz. Buradan dilerseniz bir baska issiz ada olan Tavsan Adasi’na gecebilirsiniz.

Phnom Penh: Hala ismini yanlis yazdigim Kambocya’nin baskenti. Phnom Penh Kambocya’nin kanla dolu acimasiz tarihine taniklik edeceginiz onemli yerlerden biri. Olum Tarlalari, hapishaneleri gonlunuz el verirse ziyaret edebilirsiniz. Benim gonlum el vermedigi icin Living Fields’da yani Aynebilim Asevi’nde gunlerimi cocuklarla gecirdim. Eger Olum Tarlalari’na gidecekseniz (Giris 6 USD) mutlaka hemen karsindaki Aynebilim Asevi’ne ugrayin. Benim hayatimda cok ozel yeri olan koca yurekli kadini ve yaptiklarini gorun…

Siem Reap: Angkor Wat aslen Angkor Arkeoloji Parki’nda en meshur tapinaklardan birinin adi.  Dunyanin en genis dini alanlarindan biri. Angkor Wat, Khmer Kralligi zamaninda Vishnu’ya adanmis bir Hint Tapinak’i olarak insa edilmis. 12. yuzyilin sonlarina dogru da Budist Tapinak’ina donusturulmus. Arkeoloji parkinin en meshur tapinaklari Angkor Wat ile birlikte Angkor Thom ve Bayon Tapinak’i. Aslinda en az 3 gun ayirmak lazim amma gunluk giris 37, 3 gunluk 62 USD, 7 gunluk ise 72 USD dolar olunca mecbur 1 gunluk bilet alabildim. Bu bileti de gun dogumunu seyredeceginiz gunden bir gun once aksam 4 gibi ertesi gun icin bilet aliyorsunuz.  Neden bu kadar pahali derseniz Angkor Arkeolojik Parki’ni Vietnamli ozel bir sirket 99 yilligina kiralamis. Ve ozellestigi icin de giris ucretleri bu firma tarafindan belirleniyor. Zaten Kambocya’ya gittiginizde goreceksiniz cogu yer Fransiz, Cin ve Vietnamli sirketler tarafindan 99 yilligina kiralik. Gun dogumunu seyretmek icin bir hayli erken kalkmaniz ve ufak gol kenarinda yerinizi almaniz lazim. Motor kiralama sansiniz olmadigi icin ya grupca tuktuk kiralayacaksiniz gunlugu 20-30 USD arasinda ya da 2 USD’a bisiklet. Ancak 1 gununuz varsa tuktuk kiralamak en mantiklisi olacaktir. Bir de nerde kalayim derseniz Turkiye’den Kambocya’ya yerlesmis guzel insanlarin islettigi Traveler’s Cat’te kalin. Hikayesini daha once paylasmistim. Bir iki gun de Siem Reap civarindaki koylerde home stay yapabilirsiniz.

 

Ben Gidemedim Siz Gidin

Kambocyanin Kuzeydogu’sunda Ratanakiri’de bi trekking yapaydim iyiydi 🙂

Ne Yenir, Ne Icilir?

50 cente bira iceceginiz yegane ulke 🙂 Icin icin bol bol icin. Sabah baslayin, aksama kadar icin 🙂

Fish Amok

Khmer Red Curry

Kap-Khmer (Lime’li etli salata)

Nom Banh Chok (Khmer noodle)

Izgara kalamar

Nasil Gezilir?

Uzun uzun otobus yolculuklari sizi bekler… Kampot’tan  sadece Cumartesi-Pazar sabah ve aksam saatleri olmak uzere sadece 2 sefer yapan nostaljik trenle Phnom Penh’e gidebilirsiniz.

Nerede Kalinir?

Hosteller 2 ila 5 USD arasinda. Ama hamak’iniz varsa iste o zaman her yerde kalabilirsiniz 🙂

 

 

 

 

Ot Yesem Yaylalarda, Bana Ne Lazim Borek!

Ot Yesem Yaylalarda, Bana Ne Lazim Borek!

Hep hircin derler onun icin… Tersi terstir… Pusludur cogu zaman, pek gostermez kendini… Ama icinde ne deliligi vardir onun, ne de pusu… Kivrila kivrila ciktigin yollarinda seni kucaklar yesiliyle, gurul gurul akan selaleri ile… Cocukluk hayalimin gerceklesmesine gunler kala evren bir hayalimi daha gerceklestiriyor surpriz bir sekilde 🙂 Bu kez Bukla Tur’la Dogu Karadeniz’deyim…

Trabzon’a indigimizde bekledigimiz o hircin yuzunu gosteriyor Karadeniz… Hava hem sisli hem de yagmurlu. Sanki gucunu kanitlamak istiyor bize… Arka fonda Gokhan Birden’den Uskut Dagi caliyor. Daha once hic duymadigim bu sarki, Karadeniz gezimize damgasina vuruyor… Iste hayatimda iz birakan ve muhtesem gecen 4 gunun detaylari…

1.Gun

Ayasofya Camii:

Ayasofya Camii 12.yy’da Trabzon Imparatorlugu’nu kuran Komnenos Ailesi tarafindan yaptirilmis. Trabzon’un en onemli kliselerinden biri. Ancak etrafta onca camii olmasina ragmen 2 yil once camiiye cevirilmis. Ayasofya’nin anlami kutsal bilgelik, Isa’ya ithafen yapilan anlamina geliyor. Turkiye’de 3 Ayasofya Klisesi bulunuyor. Bunlardan biri Istanbul’da digeri de Nevsehir’de bulunuyor. Kilisenin girisindeki kabartmalar Insanligin Yaratilis sahnesini temsil ediyor.

Kiliseden sonra kahvalti icin hemen Ayasofya’nin yanindaki yine ayni isimli kahvalti mekanina geciyoruz. Burasi gercekten vasat denilebilecek bir mekan, yalnizca kayganayi cok begendim. O nedenle kahvalti icin pek onermiyorum.

Mencuna Şelalesi

Uzun suren yolculugun sonunda Artvin’in Arhavi ilcesindeki Mencuna Selalesi’ne variyoruz. Mencuna Selalesi’ne 18. yy’da yapilan Ciftekopru’yu gecip, orman icinden yapacaginiz yarim saatlik bir yuruyusle varabiliyorsunuz. Yesil, daracik yollardan yururken biraz yorulabilirsiniz ama gordugunuz manzara gercekten tum yorgunlugunuzu aliyor…

 

20160519_144025

Selaleden sonra uzunca bir yol gidiyoruz. Fazlasiyla islanmis ve usumusuz, ac da olunca biraz huysuzlanmaya basliyoruz. Neyse ki Hopa’da ogle yemegi yiyecegimiz Ustabas Restorani’na variyoruz. Cag Kebabi ve Karadeniz pidesi yiyoruz. Cag Kebabi cok iyi degildi ama guzel bir Karadeniz pidesi yemek istiyorsaniz kesinlikle dogru adres 🙂 Kisi basi 20 TL.

Gurcu Pazari / (Hopa)

Macahal’deki otelimize gitmeden once biraz alkol stogu yapmak icin bir Tekel’e girip Gurcu Sarabi olup olmadigini sormamla ogrendim Gurcu Pazarini. Sagolsunlar tarif ettiler. Hopa’da her gun Gurcu Kadinlarin kurdugu pazar Belediye’nin hemen arkasinda kuruluyor. Peynirden yumurtaya, alkolden konserveye kadar bir cok sey mevcut. Biz Gurculerin kirmizi ev sarabi ve meshur Caca’sindan alip Macahale’e dogru yola koyuluyoruz.

Hava hafiften kararmak uzere, yagmur yagmaya devam ediyor. Tek dilegimiz ertesi gun gunesin yuzunu gostermesi, yol boyunca ekipce dua ediyoruz. Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Macahel’deki otelimize variyoruz.

Greeroof Otel

Greenroof Otel yine orali bir aile tarafindan yapilmis, ahsap bir otel. Otele ayakkabi ile girmek yasak, oldukca sirin ve sicak bir yer. Otelin sahibinin ev yapimi Karadeniz yemekleri ile biraz da olsa kendimize geliyoruz. Yemek sonrasi Gurcu Sarabina 1 kapak da Caca eklemek suretiyle servis soforumuz Bayram abi tarafindan lakabim “kapakci”oluyor ve gecemiz rehberimiz Sadik’in bize horon ogretmesiyle son buluyor 🙂

IMG_8219

( Greenroof Otel’in manzarasi)

2.gun

Sabah erkenden uyaniyoruz… Hava gunesli, Macahel’in sirtlarini sis yavasca opuyor. Muhtesem bir manzara… Uzunca bir sure sadece bakiyorum ve baska hic bir sey dusunmuyorum. Kahvaltidan sonra Maral Selalesi’ne dogru 1 saatlik bir yuruyus yapiyoruz. Zaman zaman zorlu, zaman zaman kolay bir yuruyus parkuru. Etrafa bakinmaktan ve fotograf cekmekten yuruyus suremiz uzasa da her bir anin keyfine variyoruz.  Hava iyiden iyiye isiniyor. Selale’nin oldugu yere geldigimizde seyir terasindan muhtesem manzarayla mest oluyoruz. Selale kenarina inmek biraz zor ama sakatlik cikmadan inmeyi basariyoruz. Ekipteki bazi cilginlar selalenin buz gibi sularina kendilerini atiyorlar, bize de onlari fotograflamak kaliyor 🙂

IMG_8256

IMG_8271

IMG_8271

Seyir terasina tekrar ciktigimizda, Rehberimiz Sadik kulebeyi aciyor. Lara ve Kadriye Hanim’la birlikte hepimize cay ve kahve yapiyorlar. Keyfime diyecek yok. Bir yandan gurleyen selalenin sesi, bir yandan yesilin binbir tonu. Dogada olmak iyi geliyor.

Otele yuruyerek donuyoruz… Esyalarimizi toparlayip ogle yemegi icin Borcka’daki Iremit Pansiyon’a gidiyoruz. Sevda Abla’nin kendi elleriyle yaptigi tursu kavurma, Gurcu yahnisi ve ev yapimi baklava muthis. Neredeyse hic konusmadan buyuk bir istahla yemekleri yiyoruz. Fiyatlar kisi basi 30 TL.

Maral Koyu / Iremit Camii

Yemegimizi yedikten sonra yol uzerinde Maral Koyu’ndeki Iremit Camii’ne gidiyoruz. Bu camiinin ilk yapilis tarihi bilinmiyor. 1965’te yikilip tekrar su andaki mevcut camii yapilmis. Icerisindeki oyma ve suslemeler daha onceki camiiden orjinal alinarak tekrar monte edilmis. Suslemeler ve boyamalar o kadar etkileyici ki hayran kalmamak elde degil.

 

20160520_140554

20160520_140937

Borcka Karagol

Karagol’e gitmek icin yine yollara dusuyoruz. Programin biraz gerisindeyiz. Rehberlerimiz Sadik ve Baran bu saatlerde gole sis indigini ve havanin kapali olabilecegini soyluyor. 1,5 saat suren yolculukta gozumuzu kirpmadan dogayi seyrediyoruz tabi ki soforumuz Bayram Abi’nin muhtesem Karadeniz muzikleriyle…

Hafif sis cokmeye baslasa da Karadeniz bizi sevecek olmali ki gole indigimizde hava tamamen aciliyor. Golun, gokyuzunun ve agaclarin rengi birbirine karismis. Bir film karesi gibi onumuzde tum guzelligiyle duruyor. Saatlerce baksaniz, sikilmayacaginiz bir manzara. Ben ne desem bos. Vaktiniz varsa golun etrafinda bir tur atin, hayatin tum kosturmacasini unutup, zamanin durdugu Karagol’un keyfini cikarin.

20160520_170807

 

Oberj Otel

Atlari baglayin, geceyi burada gecirecegiz 🙂 Oberj Otel Rize’nin Ayder Yaylas’inda Bukla Tur’un islettigi sirin mi sirin bir otel. Otel kurallari Bukla Tur’un rehberleri gibi pek espirili yazilmis. Espirili derken siz gulesiniz diye degil, gayet ciddiler J Aksam yemeginde alabalik ve yine Karadeniz mutfaginin leziz yemekleri var. Tum gunun yorgunlugu cikiyor, ertesi gunku yogun tur icin herkes odalarina cekiliyor.

20160521_073248

3.Gun

Gun yine erken basliyor. Ama benim icin daha erken. Sabah 5.30’da uyanip, kendimi disariya atiyorum. Gunes doguyor Ayder Yaylasi’nin eteklerinin ardindan. Sadece kus sesi ve eriyen karlarla olusan selalelerin sesi. Mis gibi, tertemiz hava… Nefes aldigimi hissediyorum.

Elevit Yaylasi

Yuruyus sonrasi ekiple birlikte kahvalti yapiyoruz ve Elevit Yaylasi’na gitmek uzere yola koyuluyoruz. Elevit, Camlihemsin’e bagli 1800 metre yukseklikte olan bir yayla. Burada Karadeniz’in tipik yayla evlerini gorebilirsiniz. Bu koyde yasayan koylerin tapulari yok, devlet koylulere oturma izni vermis. Ben Elevit’e yerlesecegim derseniz yerlesemiyorsunuz. Zira Karadeniz’de mal satmak yok. Ancak Karadenizli biriyle evlenirseniz, buralarda yasayabiliyorsunuz.

IMG_8326

IMG_8331

Koye tepeden baktigimda, insanlarin buraya nasil geldiklerini dusunuyorum ister istemez. Aracla zor geldigimiz bu yerlere insanlar zamaninda hayvanlariyla yuruyerek gelirmis. Karadeniz insaninin bu kadar saglikli olmasinin bir nedeni var elbet… Koyu dolasirken “Yok Yok Bakkaliyesi”ni goruyoruz. Sahibi artik rahbetli olmus, koyu bir Fenerbahce taraftariymis.

IMG_8329

Cat Koyu

Elevit Yaylasi’ndan sonra Zilkale’den gecip Cat Koyu’ne gidiyoruz. Burasi vadinin ustunde bir platoya kurulmus, eski ahsap evler  ve konaklarla suslu ve ozellikle manzarasi mukemmel bir yer. Gerci Karadeniz’deyseniz gordugunuz her yer icin mukemmel tanimini kullanabilirsiniz.

Palovit Şelalesi

Zilkale Harabesi’ni gectikten sonra baslayan selale, Karadeniz’in debisi en yuksek selalesi. 15 metre yuksekliklikten akan selaleyi seyir terasindan izleyebiliyorsunuz. Ancak son yillarda baslatilan baraj calismalari, her yaylaya yol projeleri Karadeniz’in dogasini da tehdit ediyor.

IMG_8334

Makrevis Koyu

Palovit’ten ayrildiktan sonra ogle yemegi icin Makrevis koyune dogru yola cikiyoruz. Yol biraz uzun suruyor, yorgunuz ve aciz. Epey sapa yollardan geciyoruz ve ben ac olmam sebebiyle giderek huysuzlaniyorum. Cunku acken ben, ben degilim 🙂 Acliktan olacak Bukla Tur’un ozellikle Dogu Karadeniz Turlarinin piri oldugunu unutuyorum. Muhtesem bir konaga geliyoruz, manzarasi yesil bir vadiye bakiyor. Basoglu Ailesi 60 yillik aileden kalma konaklarini restore edip, café ve pansiyon yapmislar. Pansiyon henuz hizmet vermiyor ama birbirinden hamaratli Basoglu Ailesi’nin kadinlari inanilmaz bir ziyafet sunuyor. Ozellikle bu zamana kadar yedigimiz en iyi kuymagi burada yiyoruz. Karincalar gibi onumuze ne konursa saniyeler icinde zevkle tuketiyoruz. Lezzetli yemekleri kadar Basoglu Ailesinin guler yuzu ve misafirperverligi ile iyice keyifleniyoruz. Kisi basi fiyat: 30 TL

20160521_161054

 

20160521_160805

Yemegimizi yedikten sonra otelimize geri donuyoruz. Aksam senlik var. Bukla’nin Karadenizli rehberleri ile horon tepiyoruz. Beni biraksalar sabaha kadar horon tepebilirim, o kadar egleniyorum J Bukla’nin neden bu kadar iyi oldugunu bir kez daha anliyorum. Isini cok seven, dogaya hayran rehberleri bize unutulmaz bir gece yasatiyor.

4.Gun

Kuntz Yaylasi

Gun yine erken basliyor benim icin… Gun dogumuyla kalkiyorum… Ekiple birlikte guzelce kahvalti yaptiktan sonra otelden yuruyerek Kuntz Yaylasi’nda kisa bir yuruyus yapiyoruz. Rehberimiz Sadik yuruyus sirasinda agac turlerini ve agaclarin tepelerinde gordugumuz bal kovanlarini anlatiyor. Karakovan bali gun gectikce azalan pek zahmetli bir aricilik turu. Karakovan ariciligi agaclarin dallarinda yapilan iskelelere kuruluyor, halatlarla agaclara cekilen karakovanlar, iskeleye sabitlenirken ruzgarin ve gunesin yonune gore arilarin sevdigi gibi sabitleniyor. Gercekten inanilmaz bir emek var, bu yuzden de karakovan bali cok pahali.

20160522_094848

Tar Deresi / Bulut Selalesi

Yuruyusumuzu tamamladiktan sonra artik Ayder’den ayrilma vakti. Aracla Tar Deresi’ne dogru yola cikiyoruz. Tar Deresi boyunca Bulut Selalesi’ne gitmek icin 2 km.’lik bir yol yuruyoruz. Selalenin isminin neden Bulut oldugunu gorunce anliyoruz. Yaklasik 280 metre yukseklikten uc kademe halinde dusen selale gercekten gorkemli. Tar Deresi uzerindeki Bulut Selalesi’nin macerali yolculugu Kackar Daglari’ndan basliyor. Kackarlari’in en buyuk golu olan Ambarli’dan cikan sular farkli dereciklerle birleserek Tar Deresi’ni  meydana getiriyor. Ozellikle kopruye geldiginizde uzaktan sadece selaleyi izleyin. Karadeniz’in coskunlugunun melodisini taa bu derelerden ve selalelerden duyabiliyorsunuz.

20160522_131629

Lale Restoran

Kavurma ve kuru fasulye icin dogru adres J Cayeli’nin eski esnaf restoranlarindan biri. Kuru fasulyesi gercekten muhtesem. Kuymak’in hasini Makrevis’te yedigimiz icin burada yapilan kuymagi cok begenmiyoruz. O nedenle sadece onerim kuru fasulye, pilav ve kavurma olur. Fiyatlari ise kisi basi 20-30 TL arasi degisiyor.

Artik donme vakti… Trabzon’a vardigimizda ucak saatine kadar sehir merkezinde biraz oyalaniyoruz. Ve 3 gun boyunca guzel olan hava, bizim gitmemizden oturu olsa gerek bozuluyor ve sagnak yagmur basliyor. Ne sansliyiz derken ucagin rotarli kalkacagini ogreniyoruz ve aksam yemegi icin havaalaninin hemen karsisindaki Ibo’nun yerine gidiyoruz. Et sevenler icin ideal mekan, kesinlikle tavsiye edilir. Alkolsuz yaklasik 30 TL civari, alkol alirsaniz sayet 60 TL gibi bir hesap oduyorsunuz..

THY’nin 5 saatlik rotariyla gezi sonunda biraz sinirler gerilse de havaalaninda horon tepip, sarkilar soyleyerek Karadeniz’e veda ediyoruz. Eger hala Karadeniz’e gitmediyseniz, en kisa zamanda seyahat planiniza almaninizi oneririm. Eger turla gitmek isterseniz Bukla Tur’un web sitesindeki turlara bir goz atin derim…

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

Doğu Ekspresi treninin son durağı, Doğu’nun masallar şehri Kars… Hem doğasıyla hem insanıyla hem de Baltık mimarisinin en güzel örnekleriyle büyüleyici bir şehir… 2 günlük bir seyahatin, bu kadar keyifli geçeceğini kim tahmin edebilirdi. Ama işte Kars sizi şaşırtıyor. Türkiye’nin en güzel kış fotoğraflarının çekildiği bu güzel şehre 2 günlük bir hafta sonu kaçamağı inanın çok iyi gelecek. Ama tabi bir de Doğu Ekspresi tecrübesi yaşamak isterseniz +2 gün daha eklemeniz gerek seyahatinize…

Kars’ta Görülecek Yerler

Ani Antik Kenti (Ani Harabeleri)

DOĞU’NUN MASALLAR ŞEHRI: KARS

Doğu Ekspresi treninin son durağı, Doğu’nun masallar şehri Kars… Hem doğasıyla hem insanıyla hem de Baltık mimarisinin en güzel örnekleriyle büyüleyici bir şehir… 2 günlük bir seyahatin, bu kadar keyifli geçeceğini kim tahmin edebilirdi. Ama işte Kars sizi şaşırtıyor. Türkiye’nin en güzel kış fotoğraflarının çekildiği bu güzel şehre 2 günlük bir hafta sonu kaçamağı inanın çok iyi gelecek. Ama tabi bir de Doğu Ekspresi tecrübesi yaşamak isterseniz +2 gün daha eklemeniz gerek seyahatinize…

Kars’ta Görülecek Yerler

Ani Antik Kenti (Ani Harabeleri)

Şehir merkezinden 48 km uzaklıkta olan Ani Kenti, Türkiye – Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay nehrinin kenarında, İpek Yolu üzerine kurulmuş yaklaşık 100 bin nüfuslu bir ticaret şehriymiş zamanında. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış Ani Antik Kenti, 16 tane kapısı olan bir sur ile çevriliymiş. Önemli bir ticaret kenti olan Ani, gerek depremler ve savaşlar gerekse yıldırım düşmesi sonucunda epey hasar görmüş. Antik kentte sadece 8 kilise ve Selçuklular zamanında yapılan Anadolu’nun ilk camisi Ebul Manucehr Camii ayakta kalabilmiş. Ani’nin hemen karşısında, Ermenistan sınırı içindeki taş ocağında patlatılan dinamitler ise maalesef antik kente zarar vermeye devam ediyor. Aniye giriş 8 TL, Müze Kart da geçerli.

(Arpaçay)

 

(Etrafta yabani ot toplayan tatlı teyze ile amca)

Kars sınırları içinde mi yoksa Ardahan sınırları içinde mi tartışmalarına konu olan meşhur Çıldır Gölü’nü görmeden Kars’ı gördüm demeyin. Şehir merkezine yaklaşık 70 km (1.5 saat) uzaklıkta olan göl Van Gölü’nden sonra Doğu Anadolu’nun en büyük tatlı su ve en büyük ikinci gölü. Göl, Aralık ayında donmaya başlıyor. Ocak ve Şubat aylarında buzun kalınlığı 30 cm.yi buluyor. Eskimo tarzı balık avlama, atlı kızakları, cirit yarışları ve doğal güzelliğiyle son yıllarda özellikle fotoğrafçıların akınına uğruyor. Şubat ayındaki festival de çok ilgi çekiyor. Özellikle gün batımında buz üzerinde oluşan yansımalarla olağanüstü manzaralara şahitlik ediyorsunuz. Buz tutmuş Çıldır Gölü için en güzel zaman Ocak ve Şubat ayları.

 

Şehir Merkezi

Kars’ı diğer Anadolu şehirlerinden ayıran en büyük özelliği 40 yıllık Rus işgali sırasında yapılan ve Baltık mimarisinin en güzel örneklerini yansıtan binaları ve geniş caddeleri. Şehri yürüyerek çok rahat gezebilirsiniz. İsterseniz Yeniçeri Vadisindeki köprüden, ister 1905 yılında Ruslar tarafından yapılan Alexander Levski Katedrali daha sonra 1985 yılında camiye dönüştürülen Fethiye Camii’den yürüyüş rotanıza başlayabilirsiniz. Kars Belediyesi Eski Binası, Eski Rus Konsolosluğu Binası, İsmet Paşa İlk Öğretim Okulu, Anadolu Lisesi, Eski Vali Konağı, Defterdarlık, Sağlık Müdürlüğü Binaları, Tuncer Güvensoy Evi şehrin en güzel binaları arasında yer alıyor. Dilerseniz Kars Kalesi’ne de çıkabilirsiniz ancak şehrin yukarıdan görüntüsü aşağıdaki binaların güzelliği kadar güzel değil…

 

(Defterdarlık Binası)

Nerede/ Ne Yemeli

Kamer

Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde Kadın haklarını savunmak için kurulmuş Kamer Derneği’nin restoranı Kamer, şehrin yöresel lezzetlerini bulabileceğiz çok güzel bir yer. Rus böreği priyoşki ve Kars’a özgü Hangel mantısını mutlaka denemelisiniz. Kişi başı yaklaşık 20 TL civarı.

 

(Kamer)

Hanımeli Lokantası

Emniyet Müdürlüğü Binası’nın hemen karşısında olan bu şirin mekanın sahipleri Kars’a özgü yemekleri yaşatmaya adamışlar kendilerini. Kars’ta hiçbir restoranda bulamayacağız yöresel lezzetleri burada bulmanız mümkün ve yemekler de gerçekten çok lezzetli. Burada erişte aşı içebilir, piti yiyebilirsiniz, meyve suyu olarak Reyhan otundan yapılan Reyhane içebilirsiniz. Ayrıca aniden gelen misafir anlamına gelen Gafir Konak tatlısını da şiddetle tavsiye ederim. Fiyatlar yaklaşık kişi başı 40 TL.

(Hanımeli Lokantası)

Atalay’ın Yeri

Çıldır Gölü’nün meşhur Sarı Balık’ını diğer adıyla Aynalı Sazan’ını göl kenarında bulunan Atalay’ın yerinde muhteşem göl manzarası eşliğinde yiyebilirsiniz. Fiyatlar yaklaşık kişi başı 50 TL (rakı dahil).

 

Kenan Abi’nin Yeri

Kars’a gidince kaz yemeden dönmek olmaz. Şehrin en güzel kazını da Ani Köyü’nde yaşayan Kenan Abi yapıyor. Köye gittiğinizde kime sorsanız gösterir. Kızları ve eşi pişiriyor kazı ve muhteşem bulgur pilavı ve ev yapımı yoğurtla ikram ediyorlar. Kişi başı 60 TL civarında.

 

(Kenan Abi)

Zeliha’nın Yeri

Eğer Kars’ın meşhur peynirlerinden, balından ve siyah çekirdeğinden alacaksanız Zeliha Hanım’a mutlaka uğramalısınız. Zeliha Hanım’ın güler yüzü ve hoş sohbeti yanında gerçekten kaliteli ürünler de tatmış olursunuz. Dilerseniz kargo ile de ürünleri gönderebiliyor. Zeliha’nın yeri Cheltikov Oteli’nin hemen karşısı, fiyatları da gayet makul.

Konaklama

Eğer bütçeniz uygunsa, tarihi bir yerde kalayım paraya da kıyayım diyorsanız Katerina Otel veya Cheltikov Otel’de konaklayabilirsiniz. Ancak uygun bir yer arıyorsanız şehir merkezinde bulunan Otel Kafkasya’da konaklayabilirsiniz.

 

(Katerina Otel)

 

(Cheltikov Otel)

Ulaşım

Şehiriçi ulaşım

Ani Antik Şehri, Çıldır Gölü’ne gitmek için mutlaka araç kiralamalısınız.

Kars’a ulaşım

Vaktiniz kısıtlıysa Türk Hava Yolları’nın veya Pegasus Havayolları’nın tarifeli uçakları ile AHL’den veya SAW’dan uçabilirsiniz.

Ancak az biraz daha vaktim var diyorsanız mutlaka Kars’tan Ankara’ya giden Doğu Ekspresi ile yolculuk yapmalısınız. En azından dönüşü trenle yapabilir, yol boyunca doğanın müthiş güzelliğini seyredebilirsiniz. Ancak tabi maalesef trenlerde artık alkol bulunmuyor, restoran bölümü de eskisi kadar iyi değil. Ancak yine de kesinlikle değer.

 

 

 

PINARBAŞI BURMA BURMA YAR YAR YAR YARAMAN :)

PINARBAŞI BURMA BURMA YAR YAR YAR YARAMAN :)

PINARBAŞI BURMA BURMA YAR YAR YAR YARAMAN 🙂

Ertesi sabah veda vakti… Hem 6 sene sonra gördüğüm Lafçı ailesine hem de Pınarbaşı köyüne… Çok sevdiğim arkadaşlarımla muhteşem bir üç gün geçiriyoruz. Bakalım bir sonraki ziyaret ne zaman?
Ben ve Kaan Ilıca Şelalesi’ne Giderken…

Hale ve Kaan buz gibi suya ilk atlayışlarını yaparken….

Ben ve Hale Mavi Göl filmini çevirirken

Hale ve Kaan Ilgarini’ye doğru tırmanırken…

Ilgarini Mağarası’nın Girişi

Ilgari Mağarası’nın İçinde BİZ. Soldan Sağa (Nili, Kaan, Ben, Çiğdem, Başar ve Hale)
Valla Kanyonu’nda Biz

Ben ve Hale

AZ GITTIK UZ GITTIK, DERE TEPE DÜZ GITTIK!

AZ GITTIK UZ GITTIK, DERE TEPE DÜZ GITTIK!

AZ GITTIK UZ GITTIK, DERE TEPE DÜZ GITTIK!

“Kafam Girsin …… Turizm”in 20-22 Mayıs tarihinde gideceğimiz Assos-Kaz Dağları turunu iptal edip, bize haber vermediğini tesadüfen öğrenmemizle başladı herşey…. Septik tarafım dürttü beni ve malum tur şirketini aradım “Herşey yolunda mı, gidiyor muyuz Cuma gecesi” diye. İlgili kişinin “Aaa o tur iptal oldu, size haber vermedik mi?” demesiyle de sinir kat sayım birden fırlayıverdi. O hafta sonu 2 gün de olsa İstanbul’da kalmak istemedik. Nerelere gitsek diye düşünürken İğneada geldi aklıma. Hemen konaklama aramasına giriştim. İğneada’da ve Limanköy’de bulunan Konuk Evi’ni aradım, yer yoktu. Konuk Evi’nde çalışan Öznur Hanım -ki sonradan Hanım gidecek ve sadece Öznur olacak-kiralık köy evlerinden bahsetti. Nasıl bir yere gideceğimizi çok da kurcalamadan kabul ettik ve Cumartesi sabahı saat 6’da elimizde harita ile  yollara düştük.
Önce İstanbul’un hemen çıkışında, Edirne yolu üzerinde Pita diye bir mola yerinde durduk. Türkiye’nin her bölgesine özel lezzetlerin olduğu bir cennet adeta. Örneğin Ereğili’nin meşhur osmanlı çileği reçeli bile vardı. Yemeğe pek meraklı insanlar olarak aklımızı kaybettik içerde. Üzerindeki “Yağ Yok, Un Yok, Şeker Yok” yazısıyla dikkatimizi çeken, daha önce hiç duymadığımız ve dolayısıyla yemediğimiz  “Mevlevi Tatlısı”ndan aldık. Evet tatlıda gerçekten ne yağ, ne tatlı ne de un vardı. Ama içinde incirden, cevize ne ararsanız var. Bir nevi “bomba” diyebiliriz kendisine 🙂

Mevlevi tatlısının bir de enteresan hikayesi varki bu vesileyle onu da öğrendik. Mevlana’nın kurduğu Mevlevilik Felsefesini yaymak, yaşatmak için o dönemde bir çok Mevlevihane yapılmış. Bunlar içinde Çanakkale/ Gelibolu’daki yapı ülkemizin ve dünyanın en büyük Mevlevihane’siymiş.

Mevlevihanelerin iki mutfağı bulunurmuş; “Birinde aş pişer mide doyar,beyin güçlenir; diğerinde insan pişer,beyin doyar,yürek güçlenir.” Bu tatlı o dönemde şifa amaçlı güç macunu olarak yapılmaktaymış.Özelliği her yaş gurubundaki insanların ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri barındırması. Yedikten sonra enerji topu şeklinde dolaşıyorsunuz 🙂

Mevlevi tatlısını yedikten ve enerji topuna dönüştükten sonra yolumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Çerkezköy’den Saray’a, Saray’dan Poyralı’ya ilerlerken yeşil coştukça çoşuyor, doğa adeta kucaklıyor bizi. Virajlı yolları yolculuğumuzu daha da keyifli yaparken Demirköy yolu üzerinde gördüğümüz  “Dupnisa Mağrası” tabelasıyla direksiyonu sola kıvırıyoruz. Burası Trakya’nın turizme açılmış tek mağrasıymış ve Bulgarca’da anlamı “delik” demekmiş.  Mağaranın içine girdiğimizde gördüğümüz delik de böylece anlamını bulmuş oluyor. Bu arada ufak bir bilgi daha: mağaradan çıkan kaynak Türk-Bulgar sınırı olan Rezve Deresi’ni oluşturuyormuş.

Mağara gezimizi tamamladıktan sonra büyüleyici köy yolu üzerinden İğneada’ya varıyoruz. Gittiğimiz hafta sonu uluslararası fotoğraf yarışması sebebiyle İğneada bihayli kalabalık. Çok da fazla dolaşmadan, merkezde bulduğumuz bir balıkçıya buradaki en güzel balık restaurantını soruyoruz. Balıkçı amca “Siz en iyisi Limanköy’deki Liman Restauran’ta gidin diyor”. Çok uzak değil, arabayla 5 dk.’lık mesafe. Açlıktan gözümüz dönmüş bir şekilde siparişimizi veriyoruz. Önce tavada istavrit, sonra lüfer. Öğlen rakısı eşliğinde tazecik balıkları afiyetle yiyiyoruz. Liman Restaurant’ın tepede olması sebebiyle İğneada’yı ve tüm sahil şeridini izleyerek keyfimize keyif katıyoruz.

Güneş bastırdıkça, hava iyice ısınıyor. Deno kıpır kıpır, denize girmek istiyor. Tenha bir yerlere gidelim diyoruz, kimseciklerin olmadığı. Zaten çok da kalabalık değil ama biz yine de yalnız olmak istiyoruz koca sahil şeridinde. İstediğimiz gibi tenha bir yer bulmak için atlıyoruz arabaya, direksiyon bizi nereye götürürse… Sonra kapıları kapalı İl Özel İdaresinin özel tesislerini farketip hemen duruyoruz. Etrafı kısaca kolaçan ettikten sonra kitli kapılardan atlayıp içeri giriveriyoruz 🙂 ve tahmin edeceğiniz üzere koca sahilde sadece biz… Yalnızlığın, sessizliğin ve huzurun keyifini çıkarıyoruz. Arada az uzaktan geçen balıkçı motorlarının sesi bile güzel bir melodi gibi kulaklarımıza geliyor.

Güneşin keyfini çıkarırken, hızla geçmeye meraklı “zaman”, bu sefer duruyor gibi hiç ilerlemiyor… Zamanın kendisini slow motion’a alması, ruhumuz ve zihnimiz herşeyden arınıyor bir anda.

Deniz ve güneş keyfimize keyif katmışken bu arada Nilümüze kumsalda sürpriz bir doğumgünü kutlaması yapıyoruz. Kumlara çizdiğimiz doğum günü pastası ve mumlar ise bir şahane. Doğum günü pastalarının en lezzetlisi adeta 🙂 Ve Nilumüz kumdan mumlarını üflerken, biz de tüm kalbimizde onun için en güzel dilekleri diliyoruz.

Güneş batmadan önce biraz etrafı keşfedelim diyoruz ve yeniden atlıyoruz arabaya. Nereye gittiğimizi bilmeden yolda ilerliyoruz ve tamamen tesadüfi bir şekilde kendimizi aslında bulmak istediğimiz Limanköy Konukevi’nin önünde buluyoruz. E tabi hazır gelmişken Konukevi sorumlusu Öznur Hanım’ı arıyoruz ve Konukevi önünde buluşuyoruz. Önce Konukevi’ni gezdiriyor bize. İstanbullu zengin bir çift tarafından yapılmış konukevi ve Limanköy sakinlerine hediye edilmiş. Bu aynı zamanda Limanköy’de yaşayanlar için de bir gelir kapısı olmuş. Gerçekten de çok keyifli bir yer. Sadece 3 tane 2 kişilik odası olan konukevi oldukça konforlu. 6 kişilik bir arkadaş grubu ile geldiğinizde gayet keyifli olabilecek, tam da bir ev ortamı sunan güzel bir konaklama yeri.

Öznur konukevindeki kısa turdan sonra bizi kalacağımız eve götürüyor. Bildiğiniz köy evi. Horozları, tavukları, köpekleri ve güzel bir bahçesi var. Ev halkı heyecanlı. Bu işe yeni başlamışlar yani evlerini kiraya vermeye. Güzel bir gelir olmuş onlar için. Tarımdan çok da birşey kazanamadıklarından, bizim gibi 1-2 geceliğine gelen misafirlere evlerini açıyorlar.

Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra köyde kısa bir tura çıkıyoruz. Tam da gün batımı zamanı, akşam güneşinin yarattığı renklerin güzelliği ile muhteşem manzaranın birleşimi ile başka bir boyuta geçiyoruz. Nemli çimenlerde yürürken duyduğumuz toprak kokusu, akşam üstü otlamaya çıkan inekler, akşamın gelişini haber veren horozlar, onlara sinirlenen köpekler başka bir yere götürüyor bizi…

Hava iyice kararınca soluğu yine Liman Restaurant’ta alıyoruz. Bu sefer menüde tekir var 🙂 Rakının ve tekirin dibine vurup, eve döndüğümüzde gecenin karanlığında gözkyüzünden fışkıran yıldızları seyre dalıyoruz. Temiz havanın etkisiyle olacak, iyice uykumuz geliyor.

Ertesi sabah horoz sesiyle güne merhaba diyoruz. Ev sahibi sabah sağdığı sütten, kümesten aldığı yumurtalardan, bahçeden topladığı yeşilliklerden oluşan kahvaltıyı hazırlamış bile. Tazelikten kabukları soyulmayan yumurta bile ayrı güzel 🙂

Öznur’u ve ev sahibi Aynur’u da davet ediyoruz soframıza. Bir güzel sohbet ediyoruz. Beğendik Köyü’ne yapılması planlanan Nükleer Santral’den konu açılıyor. İstemiyorlar. Ama ne yapacaklarını da çok bilmiyorlar. Bize haber verin, biz adam toplar geliriz İstanbul’dan, gerekirse savaşırız diyoruz. Mutlu oluyorlar. Böylesine güzel bir doğayı tahrip etme fikrine sahip olan insanlarla yaşıyor olmaktan duyduğum öfke ve utanç boğazıma düğümleniyor. Her zamanki sıkıcı ve keyif bozucu memleket meselelerini bir kenara bırakıp, erik ağacına dalıyoruz. Biraz olsun uzaklaşıyoruz bu can sıkıcı mevzudan.

Sandalyenin üzerine çıkıp topladığım 1 torba erikten lezzetlisi olmadı bugüne kadar. Yediğim erik aynı zamanda çocukken Ereğli’de topladığım erikleri hatırlatıyor bana. Hani böyle çekirdeği daha tam oluşmamış, yumuşacık. Minik ama bir o kadar da lezzetli. İşte o ağaçtan topladığımız eriklerde aynen öyleydi. Tadına doyamıyoruz.

Ardından ev sahibi Aynur, bahçeden taze taze topladığı yeşil soğandan ve bakladan veriyor bize. Ayrılma vaktimiz geliyor, taze yeşil soğanlarımızı, baklalarımızı, eriğimizi alıyor ve zor da olsa Öznur ve Aynur’a da “Bir daha Görüşmek Üzere” diyerek veda ediyoruz.

Nükleer santralin yapılması planlanan Beğendik Köyü’ne gitmeye karar veriyoruz. Beğendik Köyü, Bulgaristan sınırında, Karadeniz’in en batı ucu. Tesadüfi şekilde gittiğimiz yol bizi muhteşem bir koya çıkarıyor.  Burda biraz vakit geçirdikten sonra yolda tabelalarda gördüğümüz “Tenekede Tavuk” yapan yeri ararken çat diye karşımıza çıkıvermesi bizi şaşırtıyor. Kumlarından gelinciklerin fışkırdığı sahilde kimsecikler yok yine. Ve biz ölmeden önce yapılması gereken 100 şeyden birini yapıyoruz 🙂 “Tenekede Tavuk” pişerken-ki yaklaşık 2 saatte pişiyor- biz denizin keyfini çıkarıyoruz.

(Dünyanın En Güzel Manzaralı Tuvaletine Aday Olabilir 🙂

Yemeğimizi güzelce yedikten sonra kıvrımlı, yeşil yollara dalıyoruz. Sadece bu yol için bile oralara gitmeye değer.

Bir sonraki gezimizde, deniz seviyesinin altında olan Langoz Ormanlarına gideceğiz.

Ne diyim: Gezmeye devam 🙂